3 Kasım 2011

23549

Buraya çirkin şeyler yazmayı sevmiyorum. O yüzden lafı uzatmıyorum.

Kayıtlara geçsin diye söylüyorum; yaşamı algılayamıyorum. Hayatımda hiç bu kadar kötü hissetmemiştim. Ne merve gittiğinde, ne barış manço öldüğünde (ki ben barış mançonun ölümüne ağladım sadece, dedeme ya da ninelerime değil)... Kendimi zehir enjekte edilmiş gibi hissediyorum. Damarlarımdaki kan pıhltılaşarak ilerliyor sanki. Sanki solucanlar var damarlarımda. Sürekli başım ağrıyor. Sabah 6'dan önce ne yaparsam yapayım uyuyamıyorum. 6'dan sonra sızıyorum bazen yatakta, bazen halıda, bazen masada. Alarm çalmadan uyanıyorum 7'yi geçerek. Yemek yiyemiyorum. Çok açım ama içimden gelmiyor. Ağzıma bir lokma attığımda yeter diyorum.
Düşünmemek çok güç. Karşıdan gelen herkesi o sanıyorum. Saç rengi önemli değil. Erkek ya da kadın oluşu önemli değil. Karşımdan herhangi birisinin bana doğru yürümesi yetiyor. Herkesi o sanıyorum. Her seferinde heyecanlanıyorum. Ara sıra gerçekten o oluyor. Yüzüme bakmadan geçip gidiyor. Yine de mutlu oluyorum. Ama mutsuz da oluyorum. Sağlam bir dayak yemek istiyorum bu aralar ama kime sert çıkış yapsam geri çekiliyor.