28 Kasım 2011

Sarhoş ve Düş

- Ne iş yapıyorsun?
⁺ Düşperestim ben.
- Nasıl yani?
+ Düşler üretirim mütemadiyen.
- E, yani, ne kazanıyorsun?
+ Para falan kazanmam, aksine insan kaybederim.
- Anlamıyorum.
+ Mesela Karagöz-Hacivat gibi düşün. Bir kalabalık toplanır ve perdeye odaklanır. Perdenin gerisinde ben dururum. Birden perdeyi aydınlatan bir ışık yanar ve insanların tek odak noktası olurum. Düş perdesinde düşler kurarım. İnsanlar eğlenir, türlü düşlere dalar. Oyunun bir aşamasında çaktırmadan kafamı perdenin üzerine uzatıp bakarım ve karşıda karanlıkta oturanlar arasından bir yüz seçerim; en parlak olan yüzü. O kişi hakkında düşler kurmaya başlarım. Öyle bir düşlerim ki onun karakterini, onu metaforlarımdan biri gibi algılarım. Tüm gerçeklere gözümü kapatıp, hayalimde inşa ettiğim insan olduğuna inanırım. Öyle çok inanırım ki o kişi bütün yalanlardan, ahlaksızlıklardan, oyunbazlıklardan arınmış bir ögeye dönüşür düş düzlemimde. Ben de onu gerçek hayatta da öyleymiş gibi sanarım, içtenlikle inanırım. Sonra perdeye vuran ışık söner ben karanlığa gömülürüm, insanlar sanar ki gösteri bitti ve ben gittim. Ama artık onların oturduğu yerde ışıklar yanmaktadır, onlar benim düşümü izlerken ben onların gerçekliğini izlerim artık. En çok da o düşlediğim değerli varlığı izlerim ve bütün anlamlarının benim kurmacam olduğunu, bütün değerlerinin katma değer olduğunu ürkütücü bir çıplaklıkla görürüm. Sonra ona olan bağlılığımı, sevgimi bir anda yerle bir eder onun aydınlıktayken, güpegündüz ortadayken attığı adımlar. Kahrolurum tabi, bir düşümün daha yıkılışına katlanmak büyük dert. O artık beni göremez tabi, karanlıktayım. Ve hafif hafif duyumsadığı çığlıklarımdan ötürü sanar ki benim yıkılışım ona olan sevgimden. Oysa ben düşlerime dokunamayışıma, ihtiyacımın aralığına ulaşamayışıma ağlarım. Ve böylece bir insan kaybederim.
+ İyi de arkadaş, sen zaten o kişiye oyunla yaklaşıyorsun. Nasıl böyle eleştirme hakkın var?
- Dedim ya ben bir düşperestim. Benim en can alıcı gerçekliğim düşlerim. Ben düşlediğim hayatı düpedüz yaşarım, çünkü gerçeğe aykırıyım. Bir kere rengarenk kıyafetler içinde, perdenin gerisinden yansıyorum hayata. Benim hayatımın ta kendisinin düş olması olağan değil mi?
+ Aslında oyun gibi görünsen de gerçekliğinle dikiliyorsun yani... Peki neden perdenin diğer tarafına geçmiyorsun? Neden onların arasına katılıp onlar kadar oyuncu olmuyorsun da gerçekliğini apaçık gösteriyorsun?
- O sayfayı yıllar önce kapadım ben. O hapishaneden çıktım. Şimdi sana bunu uzun uzun anlatmamı isteme çünkü anlamazsın. Hem zaten sarhoşsun da. Baksana, bir bar sandalyesinde zilzurnasın, uğraştıracak sorular sorma.
+ İyi de tüm bunları bana niye anlattın ki? Neden açık ediyorsun sırrını?
- Çünkü bana mesleğimi sordun ve ben yalan söylemem. Düş gücümde yalana yer yok. Sır konusuna gelince, bu bir sır değil ki; dikkatli bakan çözer zaten. Benim sırlarımı ifşa edenler, kaybettiklerimdir.
+ Bir de sırlarını mı veriyorsun yani? Gerçekten çıldırmış olmalısın sen. Ya rezil rüsva olursan ortalıkta, kimsesiz kalırsan?
- Kime rezil rüsva olacakmışım, perdedeki ışıklar yanınca hayran hayran izleyip alkış tutanlara mı? Kimleyim ki kimsesiz kalayım? Benim hayatım düş perdesi zaten. Bir mum yanar görünürüm, biri muma üfler gitti sanılırım. Perdenin ardına bakan olmaz ki!
+ Ya bakarlarsa?
- E ben de o düşün tam ortasına kafasını uzatıp bakacak ve onunla bütünleşecek insanları arıyorum zaten. Onlar artık düşün kalıcı parçası olurlar ve zaten hiçbir yere gitmezler. Ama emin ol yüzlerce gösteriden ancak bir kişi gelip de bakar o perdenin ardındaki varlığıma ve onların da pek azı uzanıp dokunur.
+ Pek çok insanla tanıştın desene.
- Ohooo.
+ İyi de bana diyorsun sarhoşsun diye, senin ne işin var barda?
- Düşlerimi dinlendiriyorum.
+ Karagöz müsün Hacivat mı?
- İkisi de değilim. Ne hayali, ne tef, ne de perde... Düşün ta kendisiyim ben.
+ Düşler ülkesine göçsene, orada herkes mükemmel olmalı, mutlu olursun.
- Peki o zaman düşler ülkesinin tüm sakinleri öldüğünde siz insanlar ne yapacaksınız? Biz düşler, her birimiz yeryüzüne dağılıp aramıza kazandırılabilecek insanlar arar dururuz. Hemen her adımımızda siz insanlar tarafından kırıldığımız için "düş kırıklığı" hissi varoldu zaten, yoksa kırılmazdı düşleriniz.
+ Adamım, bence sen benden bir hayli fazla içmişsin. Ama düş gücünü sevdim. Belki de ben çok içtim ve gerçekten bir düşle konuşuyorum şu an; tüm insanlar da tuhaf tuhaf bana bakıyordur bu durumda.
- Seni kendi haline bırakayım o zaman.
+ Son bir yudum, düşlere ve düşleşemeyen sarhoşlara!