20 Kasım 2011

winston kafası



başlamadan; buyrun playlistiniz.



biraz alalacele bir playlist hazırladım tam olarak neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ama bu üsturupsuz playlist anlayışımda yaşayacağım deneyimi sizinle paylaşmak istedim. bir kaç bacaksız var hala blogumu takip eden.

bugün facebook'ta süper bir operasyon yaptım. uzun süredir yapmam gerekiyordu aslında. ilk etapta duvarımdaki her haltı tek tek sildim, 3 saate yakın sürdü. taa 2007'den kalma şeyler falan varmış. sonra arkadaş listemde kış temizliği başlattım. nerede tanıştığımızı bilmediğim, görsem adını çıkaramayacağım insanlardan başladım. sonra aynı liseden mezunuz, aynı üniversiteye gittik, aynı yerde çalıştık gibi "yüzyüze bakıcaz" diye eklediğim insanları sildim . 150 kadar kişiyi silmişim. daha önceki en büyük temizliğim 2500 kadar insanı silmek olmuştu, çok rahatlatmıştı. bu kez de rahatladım. sonra tekrar kontrol edeyim dedim, gözden kaçırdıklarımı falan da sildim. 200'ü geçti sanırım sildiğim insanlar listesi. 133 mü ne arkadaşım kalmış. acil durum telefon numarası gibi.

neden bilmiyorum ama ben arkadaş listemdeki kalabalık sayılardan hoşlanmıyorum. hatta açık konuşmak gerekirse utanıyorum. kimisi için tam tersi geçerlidir mesela. yüzlerce insanın bulunduğu bir liste kimisinin göğsünü kabartır. öyle çok kişi olunca ben arkadaş listemin diğerleri tarafından görünmesini engelliyorum. neden bilmiyorum diye başladım paragrafa, daha ne soruyosun?

kendi içimden yılbaşı planları yapıyorum bir de. içimden istanbul'a gitmek geçiyor. şöyle eski dostlarla, küçücük bir ekiple oturup içki içmek falan gibi minimal bir hayal var kafamda. ya da böyle 20-25 kişiyi aşmayacak bir liste ile bir bağ evi falan kiralanabilir mesela. kendi kendime dans edebileceğim, kokteyl falan hazırlayabileceğim ufak bir parti.

ya da aynı şeyi eskişehirde yapabiliriz aslında. ben yılbaşında dışarı çıkmam zaten. yılbaşında dışarısı hiç eğlenceli olmuyor. zoraki eğlenmeye çalışarak alkole abanan milyonlarca insanın arasında kalakalıyorum bütün tadım falan kaçıyor. hoş geçen sene yılbaşında hiç kimse yeni yılımı kutlamamıştı, bak bu geldi aklıma birden. bir allahın kulu aramaz mı ya, sabah 6'ya kadar falan beklemiştim "ha ararlar, ha arayacaklar" diye. fena yalnız hissetmiştim kendimi. arasıra "yalnızım lan ben" tribi iyidir. hem zaten bir insan ne kadar kimsesiz kalabilir ki? mutlaka biri olur hayatında, en kötü ihtimalle kendi kendine kalır ama kimsesiz kalamaz.


aslında bu yılbaşında da kendi başıma oturup ufak ufak demlenebilirim. tabi o aralar ne modda olurum bilemiyorum.

bu arada o playliste yaz müziği hiç gitmemiş onu atlayarak dinlemelisiniz bence.

canım çok sıkıldı. cointreau, absinth ve canario olsaydı keşke elimde şu an. çok saçma bi içki var bunlarla hazırlanan;. goygoy. cointreau ve canario'yu shake ediyosunuz, buzsuz. iki adet konyak kadehi alıyosunuz elinize. konyak kadehi bu oluyor;



bilmeyen yoktur da yine de görsel olsun dedim yazıda. yaptığınız karışımı kadehlerden birine boşaltıyorsunuz. sonra bir çay kaşığı yardımı ile üzerine absinth ilave ediyorsunuz, çok yavaş bir şekilde. (kaşığı bardağın üzerine tutup absinth'i kaşığa yavaş yavaş dökmekten bahsediyorum) böylece absinth bardağın üst yüzeyinde kalıyor. masaya ortası pipet geçecek şekilde delinmiş bir peçete koyuyorsunuz. pipetin ağız için yapılmış kısmını delikten geçiriyorsunuz, o boyun kısmından tırtıktırtıktırtık diye kıvırıyorsunuz. uzun olan kısmı yukarı doğru uzanıyor böylece. içki koyduğunuz bardağın üstündeki absinthi tutuşturuyorsunuz ama burada dikkat edin eliniz yanabilir. bazen hemencecik tutuşmaz, bazen pat diye tutuşur falan; dengesizdir. tutuşur tutuşmaz hemen diğer bardağı üzerine kapatıyorsunuz. bardakların ağız kısmı birbirini örtecek şekilde tutuyorsunuz. ateş kendiliğinden sönünce boş olan bardağı, pipetin üzerine peçeteye kapatıyorsunuz hızlıca. içinde biriken alkollü ve sıkışık hava hapsoluyor böylece. diğer bardaktaki içkiyi fondip yapıyorsunuz. hemen ardınan pipete eğilip diğer bardaktaki tüm havayı çok güçlü bir şekilde ciğerlerinize çekiyorsunuz. kafanızı kaldırdığınızda, yalnızca 4-5 saniye içinde göz bebekleriniz kocaman açılmış ve kafanız duman haldesiniz. tebrikler, sarhoş olmadınız ama çok güzel çarpıldınız. artık bir iki kadeh içki ile çok güzel sarhoş olabilirsiniz.

tavsiyem goygoy'dan sonra iki shot tequila sonrasında da güzel hazırlanmış bir long island ice tea (absolute, gordon's, tequila, bacardi, archers, limon suyu, kola, buz). son kokteyli yavaş için de yerden toplamasınlar sizi sonra. ehehehe. tequila shotları da çok üst üste atmayın derim. araya hafif bi drink alın yavaş yavaş onu için. hafif drink derken bildiğin bira lan, uçmayın.

of çok sıkıldım. bunları anlatmak falan istemiyorum aslında.

bi çalışma yapıyorum bu aralar. photoshop çalışması diyebiliriz, gimp'te yapıyorum. uygulamak istediğim şeyi beceremedim bi türlü. istediğim görselleri edinmek çok zaman alıyor bi de programa yabancıyım hala. ama güzel olacak istediğimi yapabilirsem.

ama ben bunu da anlatmak istemiyorum.

kahretsin! sahil kenarında olsaydım keşke. gün tam yeni yeni doğarken buz gibi bi hava da olmalı tabi. sahilde bağıra bağıra, hatta gırtlağımı yırta yırta koşmak istiyorum. böyle ayakkabılarım ve çoraplarım deniz suyuyla sırılsıklam olsun, pantolonum ve hatta üstüm bile. üşüyeyim. daha da üşüyeyim. sonra koşmaktan yorulunca dalgaların vurmadığı bir yere oturup kahvaltı planı yapayım. kafamda güzel bir kahvaltı şekillendirdikten sonra her tarafım ıslak ve deniz kumu içinde, sırıta sırıta fırına gidip ekmek alayım. eve dönüp bahçeye masa kurayım. yoldan geçen paltolu amcalar "manyak mı bu" bakışı atsınlar.

sonra gidip uykuya dalayım.

bunu istiyorum mesela. aslında bu da tam olarak istediğim şey değil de...

hadi defolun gidin ya ben yürüyeyim biraz. sonra da bi duş alırım, suyun altında 10 dakika falan dikilirim. sonra şampuan vs klişelerini yerine getirip gelirim.

of!