Ah şarapta. Her yudumda ağızda bir buruşukluk yaratarak usul usul içdünyama doğru akan şarabın karşıkonulmaz lezzetine kendimi kaptırıp, bardağı bir kenara bırakarak şişeden şarap içmekten bahsediyordum en son.
Bir de hani seni her yerde arıyorlardı, didik didik ediyorlardı dünyayı insanlar ve melekler ama bulamıyorlardı. En sonunda bende bir yerlerde gizli olduğunu farkediyorlardı. Gelip seni alıyorlardı ve beni seni içimde saklamak suçumun sabit görülmesi sebebi ile huzursuzluğa mahkum ediyorlardı. Bu hikayeyi anımsıyorum, peki ya sen?
Nerede kalmıştık? Şarabın verdiği ısınma hissi ile battaniyeyi ve üzerimde kat kat geçirili duran kıyafetleri hızlıca sırtımdan atışıma rağmen üşüme hissinden uzaklığımdan ve şişeyi elime alarak pencerede dikilip insanların muazzam kar manzarasını deforme ederek, bembeyaz karı kirli bir çamura dönüştürmesinden bahsediyordum en son.
Bir de hani seninle kurduğumuz seyahat planlarının adı bilinmeyen düşman güçlerce ele geçirilmesinin hemen ardından düşman kuvvetler yaptıkları operasyon ile planlarımızı çizdiğimiz parşömenlere el koyuyorlardı ve bununla da kalmayıp seni benden alıyorlardı. Üstelik burada da durmayıp beni senden almayı da başarıyorlardı ve birbirimizi birbirimize bir tatlı tebessümden ibaret mazi olarak idrak ettiriyorlardı. Bizse bu durumun zor kullanarak yapıldığını farkedemeyecek kadar ahmaktık ve aldanıyorduk düşman güçlerin yalanlarına. Bu hikaye halen hafızamda, peki ya senin?
Nerede kalmıştık? Pencereden dışarı bakarken gördüğüm kar ve insan ilişkilerinin ahlaksızlığından çatıdaki kara sığınma kararı alışımın üzerinden geçen 7 yılın ardından, üzerine ulaşamadığım bir damın altında kalıp yine aynı üsturupsuz manzara ile karşı karşıya olmanın keyifsizliğine aldırış etmeden pencereyi açıp buz gibi havayı ciğerlerime derinlemesine çektikten sonra bir sigara yakıp atmosfere devasa dumanlar üfleyerek mutlu mutlu sırıtışımdan bahsediyordum en son.
Bir de karşılıklı aptallık yarışımızda senin bir kaç adım öne geçerek söylenmesi gerekenlere ve söylenmek istenenlere çok uzak kalmana rağmen hala içsel benliklerimizde saklı bazı 'yaşayanların' yokedilememesi üzerine içerisine göz göre göre düştüğümüz hastalıklı durumla başediyormuş gibi görünmeye dayalı bir metni sahnede canlandırdığımız anı yaşama zorunluluğunun üzerimizde bıraktığı ağdalı, yapışkan, ruhsal solunum sorunu. Bu hikayeyi görüyorum, işte şu şarap şişesinin hemen ardındaki bulanıklıkta duruyor. Peki ya sen?
Nerede kalmıştık? Yaktığım sigaranın dumanı ile atmosfere karışır gibi yaparak, çatıya ulaşma ve orda henüz hiçkimsenin basmadığı ve kirletemediği kar birikintisi üzerine uzanıp, gözlerimi sımsıkı kapatıp, ağzımı kocaman açarak doğa tarafından dilime sunulacak taze kar lezzetinin hayalinden bahsediyordum en son.
Bir de o çatıda karşılıklı bağdaş kurmak ya da yan yana yatıp kocaman açılmış ağızlar ve dışarı sarkmış dillerle pusuya yatarak kar tanesi avlama ihtimalimizin kolaylıkla bertaraf edilmesinden yakınıyordum. Üstelik o ihtimal güç bela atlatılmış değildi, her şey tereyağından kıl çekercesine hızlı ve çabuk olmuştu ve tek göz üzerine işlediğim 'biz' motiflerini yarıda bırakıp yola devam ediyordum çünkü yapılacak tek seçenek buydu. Tek seçenek bu kalmıştı çünkü ben geriye bakarak yürüyemeyen ya da geride kalanı beklemeyi adet edinmemiş biriydim ve bu geleneğime dayanarak kurulmuş planlar seni şehrin bir köşesine beni ise yeniden kendi rotama savuruyordu ve yollarımızın yanyana kesişme olasılığını bile ortadan kaldırıyordu. Ben sanki bu hikayeyi de hatırlıyorum, peki ya sen?
Nerede kalmıştık? Çatıda gezinip topluluğun kar anlayışının çok ötesinde, saf bir kar eğlencesine dalmanın hayalinden sıyrılıp, tüm evi karartarak iki mum ışığında, bitmek üzere olan şarap şişesiyle kurduğum ve '-izm' ile biten kelimelerimle bile açıklayamadığım bağın her şeyin ötesine geçerek bana salt bir yalnızlık sunuşundan bahsediyordum en son.
Bir de retro geleneğe ithafen üretilmiş ayakkabılar ayaklarını muhteşem bir şekilde kavramasıyla ayaklarının harikuladeliğini iyiden iyiye artırarak efsanevileştiriyordu ve bastığın her sıradan zeminin heyecandan titreyişini hissettiğim zamana denk gelen yanyana soluksuz yürüyüşümüzün hemen bitiminde ayrılan ellerimizin bir daha birleşmemek üzere ayrıldıklarından bihaber olarak veda etmemişliklerinden ötürü duydukları hüzüne kulak bile veremiyorduk. Ben ellerimin anlattığı bu hikayeyi duyumsuyorum hayal meyal, peki ya sen?
Nerede kalmıştık? Bende mi?
Bir de... bir de... senden bahsediyordum sanırım.
Hafızam pek iyi sayılmaz, malumun.
