<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228</id><updated>2011-12-23T03:09:11.132+02:00</updated><title type='text'>CANVAS</title><subtitle type='html'>beynimdekileri herhangi bir kurala bağlı kalmak zorunda kalmadan anlattığım yer</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://konusanmarul.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>15</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-4572949081598437783</id><published>2011-12-11T03:43:00.006+02:00</published><updated>2011-12-11T04:30:28.381+02:00</updated><title type='text'>Perde 0; Serbest Dolaşım Militanları</title><content type='html'>Bir ki üç dört, bir ki üç dört, son ki üç dört!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aniden başladı her şey. Birden bire kendimi olduğum yerde buluverdim, nasıl olduğunu anlatırsam vakit kaybı olacak. Hadi, hadi, hadi koşmamız gerekiyor şimdi çünkü güneş etrafındaki dönüşümüzü tamamlamak zorundayız. Acele et!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haydi şuradan bir tebeşir kap ve bana dünyanı çiz ve dünyanda öyle bir 'ben' haritası yarat ki nerende olduğunu apaçık göreyim. Ama bunu koşarken yapman gerekiyor çünkü geç kalamayız, yeni yıla girebilmek için bir kaç milyar yaratık bizi bekliyor. Yeni yıl ne mi? Boşver, koş sadece ve bir tebeşir kap. Bak bütün uzay bir karatahta önünde, özgürce çiz dünyanı. Ve en güzel yanı da ne biliyor musun; çizdiğin dünya insanların bulutsuz gecelerde keyifle izlediği mehtap olacak. Her türlü içkiye meze olacak ama asla tüketilemeyecek bir eser yaratacaksın. İşte sana fırsat, ne çizeceksen çiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hey, hey, hey... Şu takımyıldıza dikkat et! Çarpışacaksınız neredeyse. Evet, o takımyıldızı silebilirsin, yeni fezayı sen çiziyorsun ve eskisini silebilirsin. İnsanlar eskisini hatırlamayacaklar, hep yenisi varmış gibi gelecek onlara. Kimse küçük oyunumuza uyanmayacak. Hayır... Aslında kafası güzel olan takımyıldız değil, sensin. Zaten çarpmak üzere olan da sendin. Ama yine de evet, onu tamamen silebilirsin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tamam, gerçekten güzel bir yıldız oldu. Ama çizdiğin her şeyi bana göstermek için kıyafetlerimi çekiştirirsen geç kalıcaz ve insanlar yeni yılı ıskalayacak. Yeni yıl neden mi bu kadar önemli? Yeni yıl... Bilmiyorum... Onlar sadece önemsiyorlar. Aslında doğru söylüyorsun, biz başlangıç çizgisine doğru zamanda ulaşamasak bile onlar yeni yılı kutlayacaklar ve farkı anlamayacaklar. Yine de yetişmemiz gerektiğine dair güçlü bir şeyler var içimde ve içimdeki şeye inanmamız gerektiğini düşünüyorum. Tamam, tamam komplike cümleler kurmamaya özen gösteririm. Biliyorum kafan çok dumanlı ve algın düşük. Tamam, bağlaç kullanmak yok. Tek seferde az kelimeli tek cümle. Tıpkı sabaha kadar rakı içtikten sonra gittiğimiz çorbacıda az işkembe içmek gibi. Parasızlıktan değil, belki çorbacı acır da tam çorbayı bedava verir diye. Farkında mısın, bu umudumuz hiç gerçekleşmedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet o çorbacıyı bu noktadan görmemiz çok güç ama eminim o bizi görüyordur. Ya da en azından senin çizdiğin yeni gökyüzünü. Hey bu da ne? Dümdüz bir çizgi halinde yıldız mı? Farkında mısın bu şey birkaç ışık yılı uzunluğunda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tamam hemen ağlamaya başlama. Bir dahaki geçişimizde düzeltiriz, buna hakkımız var. Aslında artık her şeye hakkımız var. Aniden çılgın bir yağmur başlatıp bütün marijunna tarlalarını itlaf edebiliriz mesela. Ya da bir yıldırım ile özgürlük anıtını parçalayabiliriz. Dikkat ettiysen artık özel isimleri yazarken büyük harfle başlama zorunluluğumuz bile yok. Kendi dilimizi konuşabiliriz. Anlaşılma derdimiz de yok çünkü duyan yok. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ah bence bu kötü bir fikir, yani neden çıplak koşmak isteyelim ki? Bu fikri sen de çok beğenmezsin aslında, ayık olsaydın tabi. Aşağı doğru kusmak güzel bir fikir olabilir. Muhtemelen yeni nesil bir asit yağmuru sanarlar. Bu fikri çok tuttum. Bunu yapalım bir gün. Sonsuza dek vaktimiz var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine ne oldu? Beni çekiştirip durdurmamanı söylemiştim sana. Evet, o gezegen senin olabilir. Hadi cebine sok da koşmaya devam edelim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayır hayır o yıldıza dokunma! Sakın! Yanlış anladın, yıldızı senden kıskanmıyorum. Yıldıza özel bir bağım da yok. Sadece yıldızlar ateşten yapılır ve elini yakar. Evet tebeşirle çiziyosun ama çizimin bittikten ve sen onun adını aklından yıldız olarak geçirdikten sonra, sen arkanı döner dönmez o alev alır. Bu yüzden parlaklar zaten, bir dahaki turumuzda çizdiğin yıldızların yandığını görebilirsin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hey çok yaklaştık bak. Başlangıç ve bitiş noktası. İkisi de aynı yer, beklediğimiz kadar görkemli olmasa da yine de güzel değil mi? Haklısın, diğer heryerle aynı aslında. Evet, bence de burayı tüylü, sümsük ve renkli şeylerle süsleyebiliriz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte oldu, neredeyse vardık. Hadi son adımlar artık, koş. Bu soruna hayır demek zorundayım, senden gizleyemem. Geçtikten sonra dinlenemeyiz, bir sonraki yılbaşına yetişebilmek için yine koşmamız gerekiyor. Aslında evet, koşmaya devam ederken başlangıç ve bitiş geçidini süslemek biraz zor. Ama hey, her geçişimizde yeni bir süs ilave edersek bir kaç yüz yıla kadar süslemesini bitirmiş oluruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aman tanrım ne yaptın sen böyle? Arkamıza bir bak, bütün gökyüzünü yıldızdan ibaret yapmışsın. Her yer alev alev. Bu kadar sıcaklıkta yaşamamız mümkün mü sence? Artık düzeltme imkanımız da yok her adımda o alev kütlesine doğru koşuyoruz. Daha fazla çizme, yeter! Bak, elime bak! Erimeye başladı. Sen de eriyorsun, baksana suratının haline. Az önce başparmağımın bir kısmı sonsuzluğa doğru damladı. Maksadın ne senin? Kocaman zekanı azıcık ot mu gölgeledi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen... sen gerçekten olağanüstüsün. Az önce bağırdığım için afedersin. Yani bunca yıl boyunca insanüstü olmaya çalıştık ve olduk. En büyük ideamız zamanı bitirmekti. Sen her yeri yakmasaydın ben koşmaya devam edecektim asırlarca, durmayacaktım. Zaman da durmayacaktı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen, gerçek bir dahisin. Ben senin yanında olmama rağmen her şeyi ıskalarken sen tanrıyı bile mat ederek zamanı yönetme yetkisini kazandın. Ve onu bana verdin. Peki neden tek başına gelmedin?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benden ayrılmak külfet mi? Bunu sen mi söylüyorsun? Oysa ben seni duygusuz diye tanımladım hep. Sen... Artık... Yani benimle kalsan... Neyse, zaman durduğuna göre, yeni hedefimiz ne? Şimdi neyin kumarını oynayacağız? Peki annem, annem de zamanla beraber dondu mu? Bilmiyorum da ne demek! İlk defa bir sorunun cevabını bilmediğini söylüyorsun ve bu en olmaması gereken yerde. Keşke beni sevip sevmediğini sorduğumda bilmiyorum deseydin, bu daha iyiydi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Annem. Peki ya diğerleri? Herkesi kurtarmak isterken herkesi canlı heykele mi dönüştürdük şimdi biz? Aşağı dönmeliyiz, ve duruma bakmalıyız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabi ya "belki de tanrı yine kazandı ve ben onu mat ettiğimi sanarken aslında devasa bir tuzağa düştüm" diyerek, eriyen bir kıçla, gökyüzüne bağdaş kurmak şu an yapılması gereken şey. Hadi beyin olan sensin ben sadece serseriyim. Düşün!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bak ayaklarım eriyor. Ben, tenim... Kırmızıya dönüyorum. Kırmızıyı da sevmezsin hem, yeni adetin kırmızı sevmemek. En azından bunun için kurtar bizi şu durumdan. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-4572949081598437783?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/4572949081598437783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/4572949081598437783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/12/perde-0-serbest-dolasm-militanlar.html' title='Perde 0; Serbest Dolaşım Militanları'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-8415779265187655323</id><published>2011-12-10T00:29:00.006+02:00</published><updated>2011-12-10T01:11:35.424+02:00</updated><title type='text'>Oda Sıcaklığında Kar Yağışı</title><content type='html'>Nerede kalmıştık? &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ah şarapta. Her yudumda ağızda bir buruşukluk yaratarak usul usul içdünyama doğru akan şarabın karşıkonulmaz lezzetine kendimi kaptırıp, bardağı bir kenara bırakarak şişeden şarap içmekten bahsediyordum en son.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de hani seni her yerde arıyorlardı, didik didik ediyorlardı dünyayı insanlar ve melekler ama bulamıyorlardı. En sonunda bende bir yerlerde gizli olduğunu farkediyorlardı. Gelip seni alıyorlardı ve beni seni içimde saklamak suçumun sabit görülmesi sebebi ile huzursuzluğa mahkum ediyorlardı. Bu hikayeyi anımsıyorum, peki ya sen?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerede kalmıştık? Şarabın verdiği ısınma hissi ile battaniyeyi ve üzerimde kat kat geçirili duran kıyafetleri hızlıca sırtımdan atışıma rağmen üşüme hissinden uzaklığımdan ve şişeyi elime alarak pencerede dikilip insanların muazzam kar manzarasını deforme ederek, bembeyaz karı kirli bir çamura dönüştürmesinden bahsediyordum en son. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de hani seninle kurduğumuz seyahat planlarının adı bilinmeyen düşman güçlerce ele geçirilmesinin hemen ardından düşman kuvvetler yaptıkları operasyon ile planlarımızı çizdiğimiz parşömenlere el koyuyorlardı ve bununla da kalmayıp seni benden alıyorlardı. Üstelik burada da durmayıp beni senden almayı da başarıyorlardı ve birbirimizi birbirimize bir tatlı tebessümden ibaret mazi olarak idrak ettiriyorlardı. Bizse bu durumun zor kullanarak yapıldığını farkedemeyecek kadar ahmaktık ve aldanıyorduk düşman güçlerin yalanlarına. Bu hikaye halen hafızamda, peki ya senin?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerede kalmıştık? Pencereden dışarı bakarken gördüğüm kar ve insan ilişkilerinin ahlaksızlığından çatıdaki kara sığınma kararı alışımın üzerinden geçen 7 yılın ardından, üzerine ulaşamadığım bir damın altında kalıp yine aynı üsturupsuz manzara ile karşı karşıya olmanın keyifsizliğine aldırış etmeden pencereyi açıp buz gibi havayı ciğerlerime derinlemesine çektikten sonra bir sigara yakıp atmosfere devasa dumanlar üfleyerek mutlu mutlu sırıtışımdan bahsediyordum en son.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de karşılıklı aptallık yarışımızda senin bir kaç adım öne geçerek söylenmesi gerekenlere ve söylenmek istenenlere çok uzak kalmana rağmen hala içsel benliklerimizde saklı bazı 'yaşayanların' yokedilememesi üzerine içerisine göz göre göre düştüğümüz hastalıklı durumla başediyormuş gibi görünmeye dayalı bir metni sahnede canlandırdığımız anı yaşama zorunluluğunun üzerimizde bıraktığı ağdalı, yapışkan, ruhsal solunum sorunu. Bu hikayeyi görüyorum, işte şu şarap şişesinin hemen ardındaki bulanıklıkta duruyor. Peki ya sen?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerede kalmıştık? Yaktığım sigaranın dumanı ile atmosfere karışır gibi yaparak, çatıya ulaşma ve orda henüz hiçkimsenin basmadığı ve kirletemediği kar birikintisi üzerine uzanıp, gözlerimi sımsıkı kapatıp, ağzımı kocaman açarak doğa tarafından dilime sunulacak taze kar lezzetinin hayalinden bahsediyordum en son. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de o çatıda karşılıklı bağdaş kurmak ya da yan yana yatıp kocaman açılmış ağızlar ve dışarı sarkmış dillerle pusuya yatarak kar tanesi avlama ihtimalimizin kolaylıkla bertaraf edilmesinden yakınıyordum. Üstelik o ihtimal güç bela atlatılmış değildi, her şey tereyağından kıl çekercesine hızlı ve çabuk olmuştu ve tek göz üzerine işlediğim 'biz' motiflerini yarıda bırakıp yola devam ediyordum çünkü yapılacak tek seçenek buydu. Tek seçenek bu kalmıştı çünkü ben geriye bakarak yürüyemeyen ya da geride kalanı beklemeyi adet edinmemiş biriydim ve bu geleneğime dayanarak kurulmuş planlar seni şehrin bir köşesine beni ise yeniden kendi rotama savuruyordu ve yollarımızın yanyana kesişme olasılığını bile ortadan kaldırıyordu. Ben sanki bu hikayeyi de hatırlıyorum, peki ya sen?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerede kalmıştık? Çatıda gezinip topluluğun kar anlayışının çok ötesinde, saf bir kar eğlencesine dalmanın hayalinden sıyrılıp, tüm evi karartarak iki mum ışığında, bitmek üzere olan şarap şişesiyle kurduğum ve '-izm' ile biten kelimelerimle bile açıklayamadığım bağın her şeyin ötesine geçerek bana salt bir yalnızlık sunuşundan bahsediyordum en son.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de retro geleneğe ithafen üretilmiş ayakkabılar ayaklarını muhteşem bir şekilde kavramasıyla ayaklarının harikuladeliğini iyiden iyiye artırarak efsanevileştiriyordu ve bastığın her sıradan zeminin heyecandan titreyişini hissettiğim zamana denk gelen yanyana soluksuz yürüyüşümüzün hemen bitiminde ayrılan ellerimizin bir daha birleşmemek üzere ayrıldıklarından bihaber olarak veda etmemişliklerinden ötürü duydukları hüzüne kulak bile veremiyorduk. Ben ellerimin anlattığı bu hikayeyi duyumsuyorum hayal meyal, peki ya sen?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerede kalmıştık? Bende mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de... bir de... senden bahsediyordum sanırım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hafızam pek iyi sayılmaz, malumun.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-8415779265187655323?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/8415779265187655323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/8415779265187655323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/12/oda-scaklgnda-kar-yags.html' title='Oda Sıcaklığında Kar Yağışı'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-579158309030896354</id><published>2011-11-28T19:34:00.004+02:00</published><updated>2011-11-29T00:32:39.246+02:00</updated><title type='text'>Sarhoş ve Düş</title><content type='html'>- Ne iş yapıyorsun?&lt;div&gt;⁺ Düşperestim ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Nasıl yani?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Düşler üretirim mütemadiyen.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- E, yani, ne kazanıyorsun?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Para falan kazanmam, aksine insan kaybederim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Anlamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Mesela Karagöz-Hacivat gibi düşün. Bir kalabalık toplanır ve perdeye odaklanır. Perdenin gerisinde ben dururum. Birden perdeyi aydınlatan bir ışık yanar ve insanların tek odak noktası olurum. Düş perdesinde düşler kurarım. İnsanlar eğlenir, türlü düşlere dalar. Oyunun bir aşamasında çaktırmadan kafamı perdenin üzerine uzatıp bakarım ve karşıda karanlıkta oturanlar arasından bir yüz seçerim; en parlak olan yüzü. O kişi hakkında düşler kurmaya başlarım. Öyle bir düşlerim ki onun karakterini, onu metaforlarımdan biri gibi algılarım. Tüm gerçeklere gözümü kapatıp, hayalimde inşa ettiğim insan olduğuna inanırım. Öyle çok inanırım ki o kişi bütün yalanlardan, ahlaksızlıklardan, oyunbazlıklardan arınmış bir ögeye dönüşür düş düzlemimde. Ben de onu gerçek hayatta da öyleymiş gibi sanarım, içtenlikle inanırım. Sonra perdeye vuran ışık söner ben karanlığa gömülürüm, insanlar sanar ki gösteri bitti ve ben gittim. Ama artık onların oturduğu yerde ışıklar yanmaktadır, onlar benim düşümü izlerken ben onların gerçekliğini izlerim artık. En çok da o düşlediğim değerli varlığı izlerim ve bütün anlamlarının benim kurmacam olduğunu, bütün değerlerinin katma değer olduğunu ürkütücü bir çıplaklıkla görürüm. Sonra ona olan bağlılığımı, sevgimi bir anda yerle bir eder onun aydınlıktayken, güpegündüz ortadayken attığı adımlar. Kahrolurum tabi, bir düşümün daha yıkılışına katlanmak büyük dert. O artık beni göremez tabi, karanlıktayım. Ve hafif hafif duyumsadığı çığlıklarımdan ötürü sanar ki benim yıkılışım ona olan sevgimden. Oysa ben düşlerime dokunamayışıma, ihtiyacımın aralığına ulaşamayışıma ağlarım. Ve böylece bir insan kaybederim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ İyi de arkadaş, sen zaten o kişiye oyunla yaklaşıyorsun. Nasıl böyle eleştirme hakkın var?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Dedim ya ben bir düşperestim. Benim en can alıcı gerçekliğim düşlerim. Ben düşlediğim hayatı düpedüz yaşarım, çünkü gerçeğe aykırıyım. Bir kere rengarenk kıyafetler içinde, perdenin gerisinden yansıyorum hayata. Benim hayatımın ta kendisinin düş olması olağan değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Aslında oyun gibi görünsen de gerçekliğinle dikiliyorsun yani... Peki neden perdenin diğer tarafına geçmiyorsun? Neden onların arasına katılıp onlar kadar oyuncu olmuyorsun da gerçekliğini apaçık gösteriyorsun?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- O sayfayı yıllar önce kapadım ben. O hapishaneden çıktım. Şimdi sana bunu uzun uzun anlatmamı isteme çünkü anlamazsın. Hem zaten sarhoşsun da. Baksana, bir bar sandalyesinde zilzurnasın, uğraştıracak sorular sorma.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ İyi de tüm bunları bana niye anlattın ki? Neden açık ediyorsun sırrını?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Çünkü bana mesleğimi sordun ve ben yalan söylemem. Düş gücümde yalana yer yok. Sır konusuna gelince, bu bir sır değil ki; dikkatli bakan çözer zaten. Benim sırlarımı ifşa edenler, kaybettiklerimdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Bir de sırlarını mı veriyorsun yani? Gerçekten çıldırmış olmalısın sen. Ya rezil rüsva olursan ortalıkta, kimsesiz kalırsan?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Kime rezil rüsva olacakmışım, perdedeki ışıklar yanınca hayran hayran izleyip alkış tutanlara mı? Kimleyim ki kimsesiz kalayım? Benim hayatım düş perdesi zaten. Bir mum yanar görünürüm, biri muma üfler gitti sanılırım. Perdenin ardına bakan olmaz ki! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Ya bakarlarsa?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- E ben de o düşün tam ortasına kafasını uzatıp bakacak ve onunla bütünleşecek insanları arıyorum zaten. Onlar artık düşün kalıcı parçası olurlar ve zaten hiçbir yere gitmezler. Ama emin ol yüzlerce gösteriden ancak bir kişi gelip de bakar o perdenin ardındaki varlığıma ve onların da pek azı uzanıp dokunur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Pek çok insanla tanıştın desene.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Ohooo.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ İyi de bana diyorsun sarhoşsun diye, senin ne işin var barda?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Düşlerimi dinlendiriyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Karagöz müsün Hacivat mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- İkisi de değilim. Ne hayali, ne tef, ne de perde... Düşün ta kendisiyim ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Düşler ülkesine göçsene, orada herkes mükemmel olmalı, mutlu olursun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Peki o zaman düşler ülkesinin tüm sakinleri öldüğünde siz insanlar ne yapacaksınız? Biz düşler, her birimiz yeryüzüne dağılıp aramıza kazandırılabilecek insanlar arar dururuz. Hemen her adımımızda siz insanlar tarafından kırıldığımız için "düş kırıklığı" hissi varoldu zaten, yoksa kırılmazdı düşleriniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Adamım, bence sen benden bir hayli fazla içmişsin. Ama düş gücünü sevdim. Belki de ben çok içtim ve gerçekten bir düşle konuşuyorum şu an; tüm insanlar da tuhaf tuhaf bana bakıyordur bu durumda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Seni kendi haline bırakayım o zaman.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;+ Son bir yudum, düşlere ve düşleşemeyen sarhoşlara!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-579158309030896354?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/579158309030896354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/579158309030896354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/sarhos-ve-dus.html' title='Sarhoş ve Düş'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-1825092940936421882</id><published>2011-11-27T14:41:00.010+02:00</published><updated>2011-11-27T18:25:25.161+02:00</updated><title type='text'>İthafiyet (Çerçevelerin Dışı'na ve Geçmiş'e)</title><content type='html'>Aslında ben fikir falan değiştirmedim. Sadece kendimi garip hissediyorum; hani bir su damlasının gökçekimine ihanet edip yerçekimine kapılarak yere doğru süratle düşüşe geçmesi ve bu düşüş esnasında yol arkadaşlarına yanlışlıkla dahi çarpmamaya çalışırken yorgun düşmesi ve sonunda kadife dokulu ve çekici duran toprağa damladığında ufacık parçalara ayrılması ve hatta bu kadarıyla da yetinmeyip toprağın suyu diplerine doğru çekip hapsetmesi gibi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biraz vitamin ve amfetamin desteği ile hayata tutunabilirim aslında. Zaten ne zaman burnum kanasa en son ne zaman damarlarıma yabancı madde soktuğumu hatırlamaya çalışırım. Benim beyin kanaması geçirme olasılığım yüksek ve her sebepsiz burun kanaması, beynin kanama isteğinin vücut tarafından bertaraf edilmesidir. Böyle bir risk altında yaşarken vücuduma adı vitamin dahi olsa yabancı madde almam bir nevi davetiye. Belki birilerine anlatsam "bir doktora git" der ama ben doktorlara inanmam çünkü benim hayatım psikolojik narkoz altında yetiştirilmiş, farmakoloji tutkunu bir avuç beyaz önlüklüye bağlı yürüyemez. Kaldı ki benim hayat alanıma giren ögeler patolojik olarak incelenebilecek denek statüsünün oldukça dışında. Bu yüzden buyursun gelsin kanamalar beynime, burnum yeter bana yaşamak istediğimde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;'Aslolan bir insanın dilediği gibi yaşayabilmesidir' iddiasında değilim çünkü pek çok insan istediğini yaşama özgürlüğünü hakedecek mertebede değil ve ben olası kaosların karşısında, tekil bir kaos ortamının en can alıcı izahatıyım. Kendi dünyamdaki kaoslardan edindiğim izlenimle mevcut dünya şartlarını birleştirdiğim geceler uyuyamam; uyuyamam çünkü bu çetrefilli ve 'üst realist kaos' dünyaya yayılırsa kontrol mekanizmaları çaresiz kalır ve her yerde bir atom bombası patlamaya başlar. Nükleer fisyonlara boğulmuşken yeryüzü, benim gibi üstdeğer kilometre taşlarının varlığını sürdürmesi imkansızlaşır. Bu yüzden fikirlerimden ve hayatla aramızda kurduğumuz ütopik maskeli bakışmalarımızdan uzak tutulmalı dünya sakinleri. Bırakalım onlar sakince yaşayarak pisliklerini üretmeye ve yaymaya devam etsinler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslolan bir insanın dilediği gibi yaşaması değilken benim dilediğim gibi yaşama özgürlüğümü getiren şeyi sorgulamıştı eski bir arkadaşım, adı Tate idi. Dilediğim gibi yaşadığım halde hiçbir totaliter insan birikintisi ile karşı karşıya gelmeden hemen her fraksiyon ile 'iyi diyalog' üretebilmeme şaşırarak sormuştu "neden sen?" diye. İşte burda aslolanın gerçekleşmesi için gerekli en önemli yapı taşı ile tanıştırmıştım onu. Bir insanın aslolan gibi yaşaması, yani dilediğince özgür kalabilmesi için öncelikle istediği şeylerin istenebilecek düzeylerini belirlemesi gerekir. İstemenin sınırları yoktur diye çerçevesiz bir düstur ancak ıssız bir adada yanına alınacak üç şeyden birisi olabilir ve zira yeryüzünün tek ıssız adası benim. Bu yüzden bana katılmak dışında bir yol yok özgürlüğün çerçevesini kaldırmak için. Çerçeveler kalktığında ise karşılaşılacak ilk şey dünyanın imparatoru olmadığımızdır. Diğer insan siluetleri, kaldırımları dolduran bilinçsiz alışveriş kortejleri gibi pek çok unsur ile ya karşıkarşıya kalırsınız ya da onların 'bireysel özgürlük' sandığı şeyleri onlar adına korumaya devam edersiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tate tam olarak bunun sebebini sormuştu aslında; "Neden sen bu denli özgürken ve diğerlerine kuşaklar boyu farkatmışken diğerlerini ezip geçmiyorsun da onlara saygı duyuyorsun? Basit gördüğün onca hayata ve eyleme karşı saygılı bir tutum takınıp bu özgürlüklerini koruyorsun?" Tate... ah kumral, kısa boylu, geniş omuzlu, çirkin ayaklı, güzel kadın. Bilmiyordun o zamanlar zira kuşaklar boyu gerimden geliyordun türdeşlerinin önünde olsan da. Kurdelayı göğüsleyecek ikinci kişiydin hemen ardımdan. Şimdi biliyorsun Tate, biliyorsun ki bu noktaya geldiğinde diğerlerinin basit tutkuları senin özgürlük sınırsızlığını gölgeleyebilecek güçte olmuyor ama senin sınırsızlık gücün onları ezip geçebilecek tehlikeli bir patlayıcıya dönüşüyor ve sen bunu belli ettiğinde hemen polise haber vererek bomba imha uzmanlarını etrafına topluyorlar ve kendini bir deli gömleği içinde bir odaya kilitlenirken buluyorsun. Üstelik bu bir kostüm partisi de olmuyor. Kendi sınırsızlığına ufacık bir gölge dahi düşüremeyen bu sınırlı özgürlüklerle açıkça alay etmemek aslında onlara saygı duymaktan çok; kendi olgun, tıynetli, egzistansiyalist tinselliğini sürdürebilmek gayesinin dışavurumudur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tam olarak burada sorgulamak gerekir aslında egzistansiyalizm ile individualizm arasındaki mutlak ilişkiyi. İşte bu kaçınılmaz ve bütünleşik ilişkiyi sen kendiliğinden keşfetmiştin ve dünyamın kalıcı, vazgeçilmez değerleri arasında totemsel bir yer edinmiştin. Ah Tate, kim bilir ne yapıyorsun şu an! Bir sabah güneş henüz doğarken heyecanla odama girerek demiştin ki "individualizm denilen şeyde asıl kastedilen, sözlüklerdeki tanımlarda yeralmıyor farkında mısın? aslolan birey değil benlik, kendi benliğin, kendi varoluşun. bu yüzden varoluş ve birey arasında birbirine lehimlenmiş bir ilişki var ve bu hiç de sikimsonik değil, hatta senin sıradanlıktan şu an yürüdüğün yola saptığın sapak bu olsa gerek"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet Tate, bulamazsın sözlüklerde gerçekleri. Kitaplar, metinler sende bir ufuk açmak içindir ama açtıkları ufuklar seni apayrı yerlere götürecek cesarette olmadı hiçbir zaman, tipik ve alışılmış yol üzerinde farklı bir güzergah gösterirler ve sen o virajı alırken cesaretle ve süratle bariyerlere çarpıp sıradanlıktan çıkmaya cesaret edemez, uçurumdan atlamazsan hep sözlüklerdeki gerçekdışı tanımlarla yaşarsın ve bir ömür Van Gogh'u "kulağını deli olduğu için kesti" sanarsın. Aslında Van Gogh'un kulağını keserek ifade ettiği şey, benim "insanları sevmiyorum" derken ifade ettiğim şey, Cobain'in intihar süsü vererek kayıplara karışırken ifade ettiği şey, Nietzsche'nin öğrencilerine ders anlatmak yerine kitap okumayı tercih ederek ifade ettiği şey hep aynı... Uçurumdan atlamalı ve kendi yolunu bulmalısın, kortejden ayrılmalı ve kurda yem olmayacak kadar güçlü olduğunu görmelisin, hayatla ölümüne dalga geçmelisin, okuduğunu anlamakla uğraşmak yerine okuduğunu doğru biçimlendirebilmelisin. Hiç kimsenin bir başkasından öğreneceği bir şey yoktur, herkes her şeyi kendisi öğrenebilir. Kulaklarını kapa ve onların yalanlarını duyma, sesini çıkarma ve kafalarını bulandırma. Bırak senin uçurumdan atlamanı sıradışılık, orjinallik sansınlar. İnsan kavramının özbenliğine ulaştığını bilemezler, asla da bilmeyecekler. Bu yüzden, sen onlara çok uzakta bir yerde muhteşem ve paraşütsüz bir deneyim yaşayarak özgünleşip kendi biçimini kendi ellerinle illüstrasyonlaştırırken bırak onlar tepedeki yolların üzerindeki sabit yollarda sürat yaparak heyecan aramaya devam etsinler. Bu geldiğin noktada onların sürat yapma, farklı güzergaha saparak aynı yola çıkma gibi özgürlükleri senin limitsizliğine dokunamaz ama sen düşeceğin yeri onların yolunun ortası olarak belirler ve yapay yollarını hasara uğratmak istersen kendini tek kişilik bir kostüm partisinin ortasında, beyaz duvarlı bir odaya kilitlenmiş bulursun. Kubrick bu yüzden öldü, Monroe bu yüzden öldü. Onlar bilmez, bırak bilmesinler ve adı örnek olarak geçirilebilecek binlerce insanı "kült" olarak kabul edip sanal hayranlıklar beslesinler. Onlar, 'kültler' arasına girecek cesarete ve zekaya sahip değil. Kaldı ki onlar kült olarak anılmanın önkoşulunu şöhret kazanmak sanarlar. Tate ismi ya da benim yanıbaşlarımdaki varlığım onlarda hayranlık uyandırmıyor; oysa biz onların yanıbaşında rol alan Kubrickleriz, Monroe'larız, Keruoac'larız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O sabah odama apansız, çıplak ayaklı, yırtık pijamalı baskınınla tiradını haykırmıştın gülümseyerek ve yanıma uzanıp "Sana iyi ki varsın diyordum ya, yanılıyormuşum; aslolan benmişim ve iyi ki varmışım" demiştin. "Hatta bana 'iyi ki varsın' deyişinin sebebi de buymuş zaten, ben seni sıradan bir aşık sanmıştım" diye eklemiş ve gözlerini kapayıp uyumuştun. Çünkü o gece yorgun düşmüştün, parmak aralarında izmarit ve marijuanna kokusu, ağzında gizliden bir şarap tadı, frapan doğallığın ve karşıkonulmaz güzelliğin ile gözlerini yanımda kapamış ve alnını alnıma yaslamıştın. Benimse bütün uykum kaçmıştı, kalbimde duyduğum heyecan dolu ritmik artış damalarlarımı kendi vücudumun üretimi olan yabancı bir madde ile doldurmuştu. Mutluydum, huzurluydum ama yanında uyuyamazdım çünkü ben birisinin yanında uyuyabilecek kadar benimseyemezdim kimseyi. İşte hayatımda en çok kahrettiğim şey, sen uyuduktan hemen sonra dudaklarına hafif bir öpücük kondurup yataktan çıkmamdır. Yanında uyuyamayışım benim hayatımın en pişmanlık dolu anıdır. Yataktan çıkıp karşında bağdaş kurmuş, bir kağıt ve kalem almıştım. Saçlarını, yüzünü, yorganın üzerinde kalan sağ elini ve yorganın altından fırlamış çıplak ayaklarını izlemiş ve sana uzun uzun mektup yazmıştım. Bol bol sigara içmiştim. Üstelik ayaklarını bile öpmemiştim; ben hala kimsenin ayaklarını öpmedim. Kimse o kadar benimsememe izin vermedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Ayaklar tipik paylaşımların çok ötesindedir" demiştim sana. "Bir insanın elini tutmak ile ayağına dokunmak çok farklı, arada uçurum var. Elini tutarak onu sevebilirsin ama ayakları ile kurduğun iletişimle onu yüceltirsin, benimsersin ve ruhunun en dibine yerleştirirsin." Gözlerime uzun uzun bakmıştın gülümseyerek, "ayaklarımı sevmeni de seviyorum ama yanımda uyumuyorsun ya, her an gideceksin diye korkuyorum" demiştin. Aynı anda çok haklı ve ölümüne haksızdın, bilmiyordun. Anlatmadım da. Ben haksız olunan noktaları anlatmam zaten Tate, kendileri bulsunlar isterim. Bir insan kendi haksızlıklarını kendisi tespit edemiyorsa -onu hayatımda tutmak adına da olsa- bunları ona zorla farkettirmeye çabalamak kendimi kandırmaya yönelik bir bubi tuzağı kurmak gibi. Ben kendi haksızlıklarımı ispatlayabiliyorsam ve pişman olup kendimi düzeltebiliyorsam, yanımda kalacak insanlar da bunu yapabilecek kadar 'sıradışı' olabilmeli. Aksi durumda bir tahteravallinin iki ucuna oturmuş bir sumo güreşçisi ile bir jokeyin trajikomik fotoğrafı çıkar ortaya. Zayıf olan göklere çıkar diğerinin sayesinde ve bu karede diğeri kalan ben, bir yol arkadaşı ararken bir oyunun kalıcı olmayacak bir parçası olup çıkarım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Elbet sana karşı da hatalarım oldu benim güzel kumral. Üstelik senin de bana karşı işlediğin suçlar oldu. Seninle yakaladığımız şey, hatalarımızı birbirimizden duymaya gerek olmaksızın farkedip koşa koşa masaya dökmek ve gerçekten pişman olmaktı. Bu yüzden unutulmaz oldun, yine de en çok sevilen değilsin. Belki en çok sevilmeyi hakeden sendin ama her zaman hakettiğini alamayacağını en iyi bilen de sensin. Zaten senden başkasını daha çok sevip seni bir kaç basamak geriye kaydırmak bir hata değil, bu yüzden özür dilemem gerektiğini düşünmüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de şu an burda olmalısın Tate. Yüzüme garip bir gülümseme ile bakmalı "ne tuhafsın ya" demelisin. Hayır, hayır Tate. Hala yanımda uyuyamazsın, ben hala o kadar benimsemekten yana değilim birilerini. Hem bu bir itiraf değil Tate, bu bir anma metni çünkü bugün günlerden pazar, kasım ayının 27'si. Evet ne senin için ne benim için ne de ikimiz için hiç bir özelliği olmayan, tamamen sıradan bir gün. Doğum günü değil, yıldönümü değil, tanıştığımız gün değil... hiçbir şey değil. İşte bunun şerefine anıyorum seni.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birbirimizi zorla uçurumdan attıktan sonra gelişen olayların birbiri ile çelişmeksizin ayrı yollara sapmaları sonucu yolaldığımız noktaları göremez olduk ama biliyorum hedeflerimiz aynı. İşte sırf bu yüzden çekiniyorum senden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanki bedenini hiçselleştirecek kadar mükemmel oldun ve ruhtan ibaretsin. Beni takip etmek ve senin kadar mükemmelleştirmek adına arasıra karşıma çıkıyorsun farklı bedenlere girerek. Her seferinde aynı ruha aşık oluyorum ruhu taşıyan bedeni umursamayarak ve her seferinde yeni hayalkırıklıkları ile varoluşumun özüne daha çok yaklaşıyorum sanki. Sanki biraz da dalga geçiyorsun benimle ve "hani" diyorsun "hani vazgeçilmezdim". Vazgeçilmezsin Tate, öyle önemli bir vazgeçilmez ki, senin dünyamda edindiğin yer öyle kapalı ki herkese, sen dahi çıkıp gelsen açamazsın kilidi ve giremezsin o bölgeye. Bilirsin, ben her zaman söylediklerimin ardında dururum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi yıllar sonra yeniden hoşçakal diyorum sana. Sana kattıklarımı anlatmadım kimseye, hep senin bana katkılarından bahsedip durdum. Zaten bu böyle, bilirsin kendimi anlatmam ben. Keşfetsinler isterim, dosdoğru keşfedenlere verdiğim değerin sınırsızlığına yaptığın övgülerin yankıları hala bütün arzı dolaşıp tüm evrenin canlılarını bana hayran bıraktırıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte bu yüzden her attığım adımda milyarlarca çift göz diziliyor etrafıma, yerden göğe takip edilmemin sebebi bu. Uçurumdan atlaşmışlığımla ilgilenmiyorlar Tate, canlıları bilirsin onlar farklılık ararlar ama farklılığı üstlerine giyecek kadar cüretkar olamazlar. Yanlarından geçip gidenleri izlerler yalnızca, nadiren yaklaşıp onu yaşamaya çalışırlar sonra da koca bir Kubrick'i sefil sanıp kendi üsturupsuz ve sınırlı haritalarına dönerler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hadi artık, bitirelim sözleri ve yaşamaya devam edelim çünkü daha atılacak adımlar var sahibini bekleyen. Hadi gidip her sıradışı ve başıboş adımı sahiplenip, varoluşu sarhoşluğundan ve yalnızlığından kurtaralım. Patolojiden geçerek bize yönelen bakışlardan, septik dokunuşlardan, statik ve henüz kendi kelime anlamını dahi kavrayamamış sevgilerden kaçalım ve bireyciliğimizde yükselerek kitleler edinelim. Edindiğimiz kitleleri dikkatli seçip şöhrete talip olmadan, bilinmeden, duyulmadan yaşayıp geçelim ve geride bizi örnek almalarını sağlayacak hiç bir kanıt bırakmayalım. Sapmasız yol haritaları çizip komutlarla sınırlandırılmış ve çerçevelere hapsolmuş fotoğraf karelerinde yaşanması istenen hayata, hayatın özü ile cevap verelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bak yeni bir uçurum var ileride, haydi atlayalım!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-1825092940936421882?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/1825092940936421882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/1825092940936421882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/ithafiyet-cercevelerin-dsna-ve-gecmise.html' title='İthafiyet (Çerçevelerin Dışı&apos;na ve Geçmiş&apos;e)'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-3582162061198830900</id><published>2011-11-22T00:51:00.003+02:00</published><updated>2011-11-22T04:19:45.006+02:00</updated><title type='text'>Hayatınızı Güncelliyorum (loading %37)</title><content type='html'>Selam bücürler. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün gene birsürü bişi bişi bişi oldu. Yok anlatmicam, fazlasıyla sıkıldım günlük hayattan. Tekrar bir abide-i hayat olarak dikilme hazırlığındayım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında yine bir playlist hazırlamak istedim ama üşendim açıkçası. Kafanıza göre dinleyin, yol şarkıları tavsiyemdir. Eğlenceli triplere girin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Az önce yeryüzünün gelmiş geçmiş en sıkıcı doğumgünü ilan ettiğim bi "partimsi"deydim; hiç bi bok yoktu. Ben ülkenin bu kıyılarından çok sıkıldım millet. Aklı başında olan gelmesin buralara ki hiçbiri gelmemiş zaten. Ben bile burdayım ona göre. Buranın neresi olduğunu tabiki söylemicem, arayın durun. Zira blog tavan yapmış durumda, günlük hit sayım 200'leri görmeye başlamış. Bişi yazdığım da yok, ne meraklıymışsınız iki hakaret yiyip boş melankoli lafları dinlemeye!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk paragrafın sonundan devam ediyorum, sıkı durun. Benim hayatımın ritüeli yine tekerrür etti. 3-4 yılda bir olur. Bu 3-4 yıllık süre zarfında ben kocaman işler yapar, hayran kitleleri edinirim ve kimsenin yüzüne bakmam. Sonra 1-2 aylık bir periyod gelir, "dışarıda neler oluyor acaba" merakı ile kafamı kendi muhteşem hayatımdan çıkarıp, aşağı doğru bakarım (sizi görmek için kafamı kaldıracağımı sanmadınız demi?). Bu esnada illaki bir şahıs karşıma dikilir ve "ben seni çok seviyorum" der. "Ben deee" diye dilimi çıkara çıkara "löğğbö" havasında atlarım. Sonra derim ki "beni kekleme sen gidicisin, çünkü hep böyle olur" bu temel metnin altındaki yan metinde aslında derim ki; "ben bu hikayeyi daha önce gördüm koç, durup dururken gelip aklımı çeleceksin gönlüme gireceksin sonra uzayacaksın, şimdiden siktir git". Ama anlamazlar tabi ve derler ki "beni daha öncekilerle karşılaştırma". Haha çakallar ne sandınız, hepiniz birebir aynı cümleyi kurdunuz tabi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lakin ben her defasında inanırım. Çünkü her ne kadar insanlara karşı önyargı bildirsem de ben insanlara güvenmek ve inanmak isterim. İçimden geçen budur çünkü. Bir de herkes iyi olsun isterim, karakter olarak herkesin iyi olması mümkün değil onu kastetmiyorum. Herkesin keyfi yerinde olsun isterim. Ama kalkıp ağlayan biri görünce de içim burkulmaz çünkü bu yeryüzünün bir gerçeği. Bense bazı gerçekleri reddetmeye bayılırım, görmezden gelirim, yoksayarım. Genelde de kötü şeyleri reddederim. Bu yüzden slow şarkı dinlemeyi sevmem pek. Kişisel playlistlerimde çoğunlukla rastlanmaz yavaş ritimli duygusal şarkılara. Kaldı ki benim en romantik bulduğum şey karanlıkta başbaşa oturup çikolata yemektir mesela. Tamamen karanlıkta. Bir siluet olarak görüceksin karşındakini sonra çikolata kokulu nefesini duyacaksın falan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse, insanlar iyi olsunlar isterim. Hatta öyle ki onlar üzülmesin diye içimdeki kırgınlıkları dışa vurmam, huzursuzluk yaratacak fikirlerimi kendime saklarım, intikam peşine düşmem. Kendi kendime debelenerim yara aldığımda, yardım beklemem kimseden. İstemem de. Derdimi sorana da anlatmam pek, "yok bişi ya uykusuzum" falan derim. Mesela İstanbul'da yaşadığım dönemde çok iğrenç bir kaç günüm olmuştu. Cebimde beş kuruş yok, elimde 3 bavul sokakta kalmıştım. Çok aşırı yakın arkadaşlarımı dahi arayıp yardım isteyemedim, sokakta yattım. Evet evet bildiğin sokakta yattım. Yani bana niye yardım etmek zorunda olsunlar ki? Tesadüfen öğrenirlerse yaparlar zaten bişiler ama ben istemem huzursuz olmasınlar diye. O üç gece içinde arayıp hatır soran herkese "dışardayım ya taksimdeyim" dedim, doğruydu ama sanki eğleniyomuşum gibi taklit yaptım. Üzülmelerine gerek yok, ben kendi sorunlarımla başederim. Zira ettim de her seferinde. Hem zaten tekillik bana koymasın isterim hep, buna alışmak zorunda hissederim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerde kalmıştık? Hah, inanmak. Karşımda dikilen bu yeni şahısa inanırım, güvenirim. "Hadi bakalım" derim. Sonra birden dünyam değişir. E çıkmışım artık sığındığım 'yüce kendim'den, dışarı açılmışım. Henüz köstebek misali bakan gözlerimle ilk gördüğüme de inanıp güvenmişim. Haydaa, şimdi başlasın bir duygusallık falan. İlk başlarda çok iyi gelir de sonrası da tekerrür tabi. Birden pat diye giderler. Bi de hep uçuk ruhlu mutsuz kadınlar bulurum nedense. Dışarıdan baksan eğlence piramidi gibi, içeri bi girince "ahanda sıçtık". Bir paranoya, bir melankoli merakı, bir şıpsevdilik. (Höst, şıpsevdilik güzel şey, ben de öyleyim ama benim yorumum biraz farklı). Zaten şurda en fazla yaşayacak olanınız 60'ında ölecek, ne gerek var melankoliye? Git adam gibi eğlenerek dolu dolu yaşa işte. Ama yok, illa hüzün gerek ya!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;E dışarı açılıp şu tekerrürü yaşayınca hüzünbazlık bana da oturur üj-bej gün, iki hafta falan. Sonra hooop "alo ruken". O zaten, her seferinde, çok önceden söylemiştir bana  "bu kız değil aradığın, seni de haketmiyo.",  "çok yukarıdasın ona göre", "gerçekten gerizekalısın sen" gibi cümlelerin yanına öznel durumla ilgili bi özet çıkarır, bir karakter analizi. Ben inanmam, "yok yok bu farklı bak görüceksin" derim. Aradan iki hafta geçmez aha tarif ettiği karakter karşımda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O yüzden uzun etmeyin, en başta kabul edin. Tanımsal olarak hepiniz aynısınız, imgesel ve görsel olarak birbirinize göre değişiksiniz, zevkleriniz ve yüzleriniz farklı diye kendinizi başka sanmayın. Sonra başka gösteriyosunuz kendinizi; çünkü siz de inanıyosunuz. E sonra ben de inanıyorum. Bu çok büyük bir ayıp gerçekten, bir şeyler söyleyip ardında durmamak çok büyük bir ayıp. Ah doğru ya bana ayıp olmazdı, pardon. Başkalarına olur ayıp. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ruken işin son noktasıdır, onunla bu diyalog süreci yaşandıktan sonra mevzu kapanır. Ben yine eski halime dönerim (ya ne bekliyosun, üç günde hayatıma giren insan kaç zamanda çıkacaktı?). Harikalar yaratmaya başlarım yeniden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatın benle dalga geçme süreci biter ve işler aksine döner yani. Bir kaç yıl benim devrim başlamıştır. Lakin bu kısa maceraların hepsi apayrı tatlar kattı bana bugüne dek. Hep bişileri toparladım. Tabi elimde yepisyeni hikayelerle çıktım. En güzel kısmı budur, diğer kuşaklara aktaracak harika hikayelerim olmasına rağmen hiçbirini anlatmam. Ne anlatıcam, yaşasın görsünler. Ben hazır almıyorum hayatımı, kendim yaşıyorum. Nasihat falan boş iş. Ama yine de o cesur çocuklara tek bir nasihat, bir ruken edinmeden yola çıkmak sakıncalı bence. Ha kendiniz başkalarına ruken olabilmek için yola çıkıyosanız bilemem. Bana göre değil ruken'lik, bok yeyin. Kıvransanız bile ben görmem ki!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi tekerrür tamamlandı ve en başa döndüm. Bu kez de çok büyük planlar var kafamda. Bir kısmını yaparım bir kısmını yapmam. Yapmadıklarıma üzülürüm ben, dışarıdan bakan bacaksızlar da yapabildiklerimi alkışlarlar. Yapabileceğim her şeyi yapıyorum sanarlar genelde. Bakın kaç kere söyledim, tanrı istifa etse tek aday benim. Ortaya koyduğum iki atraksiyona mest oluyosunuz, planlayıp yapmadıklarımı ise tanrı biliyo.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;A bir de bu kısa dönemlik periyotta çok fazla not alırım. Unutkan biriyim ama salak değilim, her detayı not ederim. Diyalog metinleri, anlaşmalar, sözler, randevular, yalanlar, gerçekler... Bu yüzden Ruken'e aktarılan olaylar tamamen objektif olur. Ve bu yüzden aradan zaman geçtikten sonra baktığımda öznellikten uzaklaşarak taşı yerine oturtabilirim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de ben insanları bitirmem. Çok büyük sahterkarlıklar, onursuzluklar yapmış olmalı yüzüne bakmayacak kadar silmem için. İnsan yani sonuçta dursun şurda bi yerde. Diyalog koparmam ama genelde onlar koparırlar. Bu hikayelerin kahramanlarından bahsetmiyorum, hepinizden bahsediyorum. Bir iki hata yapınca ve bunun farkında olduğumu bilince, hele bir de yüzünüze vurmayınca nasıl utanıyosanız artık. Gerçi utanma duygusunun tanımı, işlevi ve uygulamasını irdelemenizi tavsiye ederim. "Yüzüne bakamıyorum yauf" diyip utandığın kişiyle konuşmasan ne? Gidip o haltı başkasına yapmicaksın bi de özür dilemeyi bileceksin. Git konuş, sen özrünü dileyip kendini düzelttikten sonrası muhatabının kararı (bu arada muhatap tek t ile yazılır, iki t ile yazılanı Farsça'da oduncu manasına gelir, 10 yıldır anlatıyorum bunu her gördüğüme hala bir gelişme yok). O hala senle konuşamıyorsa bil ki onun eksikliği zira malzemesi insan olan diyaloglarda unutmak erdemdir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bakın unutmak diyorum, şans tanımak değil. Siz kimsiniz de bir başkasına şans tanıyosunuz bi düşünün? Ben bile kimseye şans tanımadım lan, ehehehe. Yok sapmayalım konudan, ciddileşiyorum durun; şans tanımak eylemi bir lütuftur. Bir şey lütfetmek için diğerinden üstün olmanız gerekir. Ve hani hepiniz hümanist, hepiniz eşitlikçi falansınız ya işte tam da bu duruma ters düşmekte şans tanımak eylemi. Çünkü önce dönüp aynaya bakmalısınız dostlar. Hanginiz kusursuz? Hanginiz mükemmel? Hanginiz hayatı boyunca kimseyi üzmedi, incitmedi? Hanginiz kendisine ya da başkalarına ve hatta sevdiklerine karşı hata yapmadı? Çuval çuval biriktirip depoya kaldırmayın hatalarınızı. Balçık olarak bastığınız yere döküp sürekli kullanın ki aklınızdan çıkmasın. Depoda sonraya saklıyosunuz da o sonra gelene kadar geberip gidiyosunuz. Ben hatalarımı unutmam bu yüzden. Kaçarım, anlatmam, yaşanmamış gibi yaparım o ayrı bi durum. Ruh dengemi korumakla da mükellefim sonuçta. Ama ben hatanın tümünden vazgeçmem, alınması gerekeni alırım gerisini yoksayarım. O hatanın önünü ardını tartmadan, neden oraya sürüklendiğimi bilmeden, sonuçlarını bilmeden bırakmam ve yine de tekrarlamayacağımdan emin olayım diye bastığım yere dökerim. Biri bana karşı hata mı yaptı? Gelip özür dileyecek kadar da yüce birisi mi çıktı (pek çoğu özür dilemez, haklılık iddia edebileceği tezler uydurur unutmayın)? Huzuruma gelip "haklıydın, afedersin" dediyse hemen bakarım kendi ayaklarıma; çamur içinde, adım atarken zorluyor. "Özür dileme boşver gitsin" derim. "Büyük hatalar için özür dilenmez, tekrar etme yeter". Ha tekrar ederler mi, ederler genelde. Buradaki "büyük hatalar için özür dilenmez" cümlesi naziklik adına bir safsatadan ibaret. Özür dilemezsen nerden bileyim lan farkında olduğunu, pişman olduğunu falan? Bunu dile getireceksin tabi. İş bu noktaya geldiyse ve gelip özür dilediyse de unutup geçiceksin. Yeni bir sayfaya aynı balçık taşınacak diye bir kaide yok. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir çoğunuz deposundaki balçıkları yere dökse en az dizine kadar batar. Buna rağmen özür dilemez ya da 'sözde özür' dileyip geçer. İkincisi daha tehlikeli bir kavram. Birincisi zaten siktirsin gitsin de ikincisi gelip özür dilemiş. Napacaksın? E unutacaksın, tükürdüğümü mü yalayayım şimdi? Ben öyle yaparım. E gidip gidip geliyo, unutup unutup aynı boka batıyorum sürekli, ne olacak? Bırak akışına gitsin. Gün gelir o kendiliğinden çeker gider zaten. Ama böyle düşünerek "unut gitsin" demeyeceksin tabi, onun değişeceğine yürekten inanacaksın. Yoksa adamlıktan değil poz kesmekten bütün bunları yapmış olursun. Poz kesicem diye "unut gitsin" demek erdem falan değil arkadaş; bildiğin kandırmak. Karakterli olun biraz, attığınız adımı bilinçli ve yürekten atın. Böyle olun hatadan korkmanıza gerek yok, balçığı ayağınıza dökün yeter. Zaten siz ayağınıza döktükçe daha az hata yaparsınız, yoksa yürüyemezsiniz bi kere akıllı bıdıklar. Yürüyebilmek adına daha az hata yaparsınız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siz genel-geçer insan tanımı altında yaşayanların en büyük sıkıntısı, yukarılarda bahsettiğim kısa dönem periyodlardan ibaret bir hayat kurmak. Çekirge gibi "bundan kazık yedim şuna, şundan da yedim hadi ona" diye zıplarsanız durup düşünecek, hatalarınızı giderecek zamanınız kalmaz. Böyle yaptığınız sürece mutlu falan da olamazsınız. En çok kendini seveceksin, kural bu. Nedenleri de geliyor bekle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendi için yaşamayan biri başkası için iyilik falan yapamaz. Kendine saygısı yok bi kere, sana bana ne hayrı dokunur? Bi süreç mi yaşadın, sal biraz. Kafanı dinle, üret, öğren... Farklı bi sürece it kendini. Bu esnada bi tart bakalım ne olup bitti. İnsan tiplerini bu şekilde daha rahat tanırsınız hem. Pat diye perde kapanıp pat diye yeni oyun başlarsa izleyenler son oyun haricinde ne hatırlar? Hem son oyun da bir sonraki oyunun bitimiyle unutulacak zaten. Gösterimler arasına birer hafta zaman koy bak neler neler değişiyo. Böyle düşünün. Araya zaman koyun, bu zaman esnasında kendinize abanın; olumsuz manada değil lan kendinizi geliştirin, kendinize katkı yapın. Bakmayın yazının başında artis artis konuştuğuma "süper şeyler yaparım hayran kalırlar" falan, traş bunlar. O hayran kalınması durumu bana özgü zaten, onu bekleme sen. Ehehehe.... Dışarıya poz kesmeye değil, içeriyi doldurmaya çalışacaksın. Bunu yaparsan saygınlık falan gelir zaten kendiliğinden. Kendine yöneliceksin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaten düşünün bi kere, hayatınızda kim var? Sadece sen varsın be adam. Yolda yanından geçen kişi, ileride köşeyi döndükten sonra hala var mı yok mu bilemezsin ki. Belki kayboluyo orda; eski bilgisayar oyunları gibi bak mevzuya şu örnekte. Ya da hayatına birileri girip çıkıyo sürekli; hangisi ilk saniyende girdi de hala var? Hepsi sonradan geldi. Bir tek sensin senin hayatında, merkezde sen varsın. E fiyakalı görünmek, mevki kazanmak için merkezdeki beyine caka satmak gerekmez mi? Mesela bakan olacaksan siyasetin merkezine karşı duruşun iyi olacak. Adam olacaksan da kendi merkezine, yani kendine duruşun iyi olacak. Aklın, ruhun, kalbin fiyakalı şeylerle dolu olacak ki kendi merkezine yönelesin. Ama üst üste yanılgılar biriktirerek kendine melankoliden başka bi sikim katamazsın afedersin. Yaşasan ne yaşamasan ne bu durumda?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Konu biraz dağıldı farkındayım, orası benim problemim ben toparlarım. Ya da toparlamam sana ne? İki dakka kafama estiği gibi laflıyorum şurda. Beğenmiyosan okuma, tavşan-dağ meselesi.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatının merkezinde kendinin olduğunu kabulleneceksin, kendini doğru felsefelerle besleyeceksin ve bir de önce öz eleştirini yapacaksın. Özeleştiri hususu da önemli. Bir tartışma esnasında bunu yapamazsın tabi. Ya da bir münazara, ayrılık falan işte ne bileyim. Konu kapandıktan sonra o akşam yatağına girince "ben haklıyım amk" diye sinirden gebermeyeceksin. Önce karşı tarafın haklılığını ara. "O nerede haklı, ne açıdan haklı?", bunun cevabını netleştir kafanda, objektif ol. Sonra dön kendi hesabına ama kendi haklılığını başkalarına dillendirme pek. Çok uzarsa konu, köşeye sıkışırsan onları da dökersin arada. Ama en başta &lt;b&gt;karşındakini kendine&lt;/b&gt; karşı savunabil. Böylece hatanı gör ve o az önceki paragraflarda meşhur ettiğim balçığı ayağına dök. Bırak o kendini ister görür ister görmez. Senin problemin değil bu, onun problemi. Yapmazsa kendi kaybeder zaten mutlu olucam diye debelenir durur yıllarca. Kaldı ki senin hayatının merkezinde o yok, sen varsın. Onun haksızlığını ortaya koyarak onu ikna edeceğini mi sanıyosun? Bok edersin! En yakın dostun dahi olsa ve "arkadaş şunlardan ötürü orda haksızdın sen" desen ve hatta o da "evet aslında doğru söylüyosun" bile dese aslında bi bok yapmamışsındır. O ya ikna olmamıştır ve konuyu uzatmak istemiyodur, ya da kendi kendine zaten ikna olmuştur da kelimeye dökemiyodur. Başkasının haksız olduğu, kendi haklı olduğun noktaları geçiceksin. Aklında tut tabi, tamamen sal demiyorum. Sonra "her şeyin suçlusu benim" diye intihar falan edersin, aman diyim. Onu da kendini de bil elbet ama sadece seni tatmin eden bi açıdan bakma mevzuya. Doğru açılardan bak. İşte bu kardır, gerisi oyalanmaktır. "Düşündüm, çok düşündüm sadece ben haklıyım", e beynine sinek konsun senin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte hayatını böyle her cepheden analiz ederek yürü bu yolu yürüyeceksen. Yoksa karşı cinsi eve atmak, ayda bir aldatılmak, ayda bir aldatmak, her dertte her keyifte alkole vurulmak, türlü başarısızlıklar (iş, sosyal, akademik, şumik, bumik)... böyle bir hatırat kazırsın yeryüzüne. Ben de doğal olarak seni görmezden gelirim, senin gerçekliğini reddederim. Kendine yardım etmek istemeyen bi şahıssın sonuçta, ben ne yapayım? En başlarda demiştim ya "reddederim, görmezden gelirim, yardım etmem" diye; işte bu yüzden, öyle göt kalkıklığından değil. Kendini yere atmayı seven ve kalkmak için doğru şekilde çabalamayı sevmeyen biri şurda gözümün önünde kıvrana kıvrana geberse ben ne yapabilirim? Moralimi bozmayayım diye ufak ufak uzarım ordan. Elden bişi gelmez çünkü, bütün bunları anlatsam ikna olacak mı sanki? Siz ikna oldunuz mu mesela? Yoo. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aramıza yeni katılan 190 küsür kişi için söyleyeyim, ben hiçbirinize bişi anlatmak için yazmıyorum. Tamamen kendi tarihime notlar düşüyorum ve okunmak ya da okunmamak umrumda değil. Ben kağıtlara aldığım notları kaybederim. Defterleri kaybederim. Mail adreslerimin falan şifrelerini unuturum. Bilgisayarıma format atarken yedek almayı unuturum. Bu yüzden bazı yazılarımı blogda, bazılarını x sitesinde falan yayınlayarak internete emanet ediyorum. Çok üstüne titrediğim bir klasörüm var ama bu yazılar o klasöre girecek değerde de değil. Sırf bu yüzden yazıyorum yani, sizle konuşuyor gibi yazmak da tamamen üslup. Her yazımda aynı üslup da olmaz zaten. Kısacası ikna olmayacağınızı bilerek yazıyorum ama zaten size yazmıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse efendim, toparlayayım da birden bitirince yazıyı "noldu lan şimdi" diye lava lamba gibi bakmayın ekrana. Ben sizin bütün ömrünüze işlediğiniz o kısa periyodu atlattım ve kendime çekiliyorum usul usul. Aha çayımı da demledim. Kendime yapılacak katkılarım var ve bu esnada çok eğlenicem.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yepyeni bir şehirdeyim. Burda hazıra konma olasılığım da yok, diğer şehirlerimde hazır mevzulara atlayarak bişiler üretmiştim. Şimdi oralarda öğrendiklerimden faydalanıp, tamamen özgün adımlar atmak durumundayım. Bu iyi bir his. Tam olarak ne yapacağımı anlatmicam tabi. Bisürü şey yapıcam çünkü; gezip tozmak da var içinde, tanrı değilim ki göğe çıkıp yıldırım fırlatayım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama çok eğlenicem. Bu süreç bir kaç yıl sürecek, hep öyle olur; kaşınmazsam. Bu bir kaç yılda buraya hiç uğramayabilirim, ya da nadir uğrayabilirim. Biliyorum biliyorum ayağınız yeni alıştı, üzülürsünüz. Biliyorum tabi büyük eksiklik dünyanın en mükemmel insanının dünyanın en mükemmel yazarına dönüştüğü eserleri okuyamamak. Belki sık yazarım lan, %33 %33 paylaştırın olasılıkları.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hadi şimdi bu yazıdan bişi anladınız mı onu sorgulayın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-3582162061198830900?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/3582162061198830900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/3582162061198830900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/hayatnz-guncelliyorum-loading-37.html' title='Hayatınızı Güncelliyorum (loading %37)'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-4431441812872098228</id><published>2011-11-20T05:28:00.005+02:00</published><updated>2011-11-20T07:37:37.868+02:00</updated><title type='text'>winston kafası</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;&lt;b&gt;başlamadan; buyrun &lt;a href="http://xwvynnlymm.fizy.com/p/bad%20trip"&gt;playlist&lt;/a&gt;iniz.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;biraz alalacele bir playlist hazırladım tam olarak neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ama bu üsturupsuz playlist anlayışımda yaşayacağım deneyimi sizinle paylaşmak istedim. bir kaç bacaksız var hala blogumu takip eden. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;bugün facebook'ta süper bir operasyon yaptım. uzun süredir yapmam gerekiyordu aslında. ilk etapta duvarımdaki her haltı tek tek sildim, 3 saate yakın sürdü. taa 2007'den kalma şeyler falan varmış. sonra arkadaş listemde kış temizliği başlattım. nerede tanıştığımızı bilmediğim, görsem adını çıkaramayacağım insanlardan başladım. sonra aynı liseden mezunuz, aynı üniversiteye gittik, aynı yerde çalıştık gibi "yüzyüze bakıcaz" diye eklediğim insanları sildim . 150 kadar k&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;işiyi silmişim. daha önceki en büyük temizliğim 2500 kadar insanı silmek olmuştu, çok rahatlatmıştı. bu kez de rahatladım. sonra tekrar kontrol edeyim dedim, gözden kaçırdıklarımı f&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: georgia; text-transform: lowercase; font-size: small; "&gt;alan da sildim. 200'ü geçti sanırım sildiğim insanlar listesi. 133 mü ne arkadaşım kalmış. acil durum telefon numarası gibi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: georgia; text-transform: lowercase; font-size: small; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;neden bilmiyorum ama ben arkadaş listemdeki kalabalık sayılardan hoşlanmıyorum. hatta açık konuşmak gerekirse utanıyorum. kimisi için tam tersi geçerlidir mesela. yüzlerce insanın bulunduğu bir liste kimisinin göğsünü kabartır. öyle çok kişi olunca ben arkadaş listemin diğerleri tarafından görünmesini engelliyorum. neden bilmiyorum diye başladım paragrafa, daha ne soruyosun?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;kendi içimden yılbaşı planları yapıyorum bir de. içimden ist&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: georgia; text-transform: lowercase; font-size: small; "&gt;anbul'a gitmek geçiyor. şöyle eski dostlarla, küçücük bir ekiple oturup içki içmek falan gibi minimal bir hayal var kafamda. ya da böyle 20-25 kişiyi aşmayacak bir liste ile bir bağ evi falan kiralanabilir mesela. kendi kendime dans edebileceğim, kokteyl falan hazırlayabileceğim ufak bir parti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;ya da aynı şeyi eskişehirde yapabiliriz aslında. ben yılbaşında dışarı çıkmam zaten. yılbaşında dışarısı hiç eğlenceli olmuyor. zoraki eğlenmeye çalışarak alkole abanan milyonlarca insanın arasında kalakalıyorum bütün tadım falan kaçıyor. hoş geçen sene yılbaşında hiç kimse yeni yılımı kutlamamıştı, bak bu geldi aklıma birden. bir allahın kulu aramaz mı ya, sabah 6'ya kadar falan beklemiştim "ha ararlar, ha arayacaklar" diye. fena yalnız hissetmiştim kendimi. arasıra "yalnızım lan ben" tribi iyidir. hem zaten bir insan ne kadar kimsesiz kalabilir ki? mutlaka biri olur hayatında, en kötü ihtimalle kendi kendine kalır ama kimsesiz kalamaz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;aslında bu yılbaşında da kendi başıma oturup ufak ufak demlenebilirim. tabi o aralar ne modda olurum bilemiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;bu arada o playliste yaz müziği hiç gitmemiş onu atlayarak dinlemelisiniz bence. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;canım çok sıkıldı. cointreau, absinth ve canario olsaydı keşke elimde şu an. çok saçma bi içki var bunlarla hazırlanan;. goygoy. cointreau ve canario'yu shake ediyosunuz, buzsuz. iki adet konyak kadehi alıyosunuz elinize. konyak kadehi bu oluyor;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-transform: lowercase; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-tEE_0c6re_0/TsiHpNpDiWI/AAAAAAAAAEY/e4ppEJSfKlo/s200/IKEA-Optimal-KONYAK-KADEHI-15CM-Ikea_Market__27869161_0.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5676936472406755682" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px; " /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;bilmeyen yoktur da yine de görsel olsun dedim yazıda. yaptığınız karışımı kadehlerden birine boşaltıyorsunuz. sonra bir çay kaşığı yardımı ile üzerine absinth ilave ediyorsunuz, çok yavaş bir şekilde. (kaşığı bardağın üzerine tutup absinth'i kaşığa yavaş yavaş dökmekten bahsediyorum) böylece absinth bardağın üst yüzeyinde kalıyor. masaya ortası pipet geçecek şekilde delinmiş bir peçete koyuyorsunuz. pipetin ağız için yapılmış kısmını delikten geçiriyorsunuz, o boyun kısmından tırtıktırtıktırtık diye kıvırıyorsunuz. uzun olan kısmı yukarı doğru uzanıyor böylece. içki koyduğunuz bardağın üstündeki absinthi tutuşturuyorsunuz ama burada dikkat edin eliniz yanabilir. bazen hemencecik tutuşmaz, bazen pat diye tutuşur falan; dengesizdir. tutuşur tutuşmaz hemen diğer bardağı üzerine kapatıyorsunuz. bardakların ağız kısmı birbirini örtecek şekilde tutuyorsunuz. ateş kendiliğinden sönünce boş olan bardağı, pipetin üzerine peçeteye kapatıyorsunuz hızlıca. içinde biriken alkollü ve sıkışık hava hapsoluyor böylece. diğer bardaktaki içkiyi fondip yapıyorsunuz. hemen ardınan pipete eğilip diğer bardaktaki tüm havayı çok güçlü bir şekilde ciğerlerinize çekiyorsunuz. kafanızı kaldırdığınızda, yalnızca 4-5 saniye içinde göz bebekleriniz kocaman açılmış ve kafanız duman haldesiniz. tebrikler, sarhoş olmadınız ama çok güzel çarpıldınız. artık bir iki kadeh içki ile çok güzel sarhoş olabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;tavsiyem goygoy'dan sonra iki shot tequila sonrasında da güzel hazırlanmış bir long island ice tea (absolute, gordon's, tequila, bacardi, archers, limon suyu, kola, buz). son kokteyli yavaş için de yerden toplamasınlar sizi sonra. ehehehe. tequila shotları da çok üst üste atmayın derim. araya hafif bi drink alın yavaş yavaş onu için. hafif drink derken bildiğin bira lan, uçmayın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;of çok sıkıldım. bunları anlatmak falan istemiyorum aslında. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;bi çalışma yapıyorum bu aralar. photoshop çalışması diyebiliriz, gimp'te yapıyorum. uygulamak istediğim şeyi beceremedim bi türlü. istediğim görselleri edinmek çok zaman alıyor bi de programa yabancıyım hala. ama güzel olacak istediğimi yapabilirsem. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;ama ben bunu da anlatmak istemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;kahretsin! sahil kenarında olsaydım keşke. gün tam yeni yeni doğarken buz gibi bi hava da olmalı tabi. sahilde bağıra bağıra, hatta gırtlağımı yırta yırta koşmak istiyorum. böyle ayakkabılarım ve çoraplarım deniz suyuyla sırılsıklam olsun, pantolonum ve hatta üstüm bile. üşüyeyim. daha da üşüyeyim. sonra koşmaktan yorulunca dalgaların vurmadığı bir yere oturup kahvaltı planı yapayım. kafamda güzel bir kahvaltı şekillendirdikten sonra her tarafım ıslak ve deniz kumu içinde, sırıta sırıta fırına gidip ekmek alayım. eve dönüp bahçeye masa kurayım. yoldan geçen paltolu amcalar "manyak mı bu" bakışı atsınlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;sonra gidip uykuya dalayım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;bunu istiyorum mesela. aslında bu da tam olarak istediğim şey değil de...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;hadi defolun gidin ya ben yürüyeyim biraz. sonra da bi duş alırım, suyun altında 10 dakika falan dikilirim. sonra şampuan vs klişelerini yerine getirip gelirim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;of! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-4431441812872098228?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/4431441812872098228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/4431441812872098228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/winston-kafas.html' title='winston kafası'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-tEE_0c6re_0/TsiHpNpDiWI/AAAAAAAAAEY/e4ppEJSfKlo/s72-c/IKEA-Optimal-KONYAK-KADEHI-15CM-Ikea_Market__27869161_0.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-6434177487858232749</id><published>2011-11-15T23:22:00.004+02:00</published><updated>2011-11-16T00:21:58.077+02:00</updated><title type='text'>Bavullar ve Tanımlar</title><content type='html'>Ufak ufak toparlanmak gerek. Ağır adımlarla, ağdalı kelimelerden sıyrılmak sonra da tuzlu ve soğuk bir denize giren bir çocuk temkinliliği ile temizlenmek gerek. Biraz tamirat biraz da tadilat gerek, henüz tahliyeler için çok erken. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanılmasın ki kırgınlıklar taşıyorum. Sanılmasın ki kayboldum; kaybetmek kaybolmak anlamına gelmez. Kimse düşünmesin en büyük kaybımı yaşadığımı, daha büyükleri olacak eminim. Hayat istatistik bilimi ile ilişik değil, düzenli yükseliş gösteren eğriler apansız tepetaklak giden düz çizgilere dönüşebilir. Bu demek değildir ki kusurluyuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sakın sanma kırılmadığımı. Ama ben sana kalbimi "bak, kırdın" diye uzatmadım hiç, uzatmam da. Ben itina ile elimin altına saklıyorum çatlakları. Çünkü en güzel, en dokunulmamış, en pürüzsüz ve en kusursuz yerlerine layıksın. Yine de sanma kırılmadığımı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mesela sen rengarenk bir balon buketisin, her küçük çocuk heyecanla bakar sana. Altından sarkan ipe sıkı sıkı tutunur; bilir ki bırakırsa kaçarsın göklere. Zaten aslen varolma sebebin göklere uçmak senin, yeryüzünde kalmak sana göre değil. Hem artık her köşebaşında elinde uçan balonlarla dikilen bir baloncu amca yok, rengarenk uçan balonlara ulaşmak çok güç artık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya da bir yaşam biçimi diye tanımlamalı seni. Öngörmek, anlamak, benimsemek, sindirmek, uygulamak ve şaşmamak gerek. Ne X Generation kadar savruksun, ne Beat kadar vurdumduymaz. Ama onlar kadar genç, dinamik ve etkileyicisin. Siyasetten müziğe kadar değen bir elin var; seni her parçanla baştan başa kendin yapan. Sana kapılıp gitmek de güzel tabi ama, aynı evrende birbirine paralel aksak da, farklı fraksiyonlar sayılan iki yaşam biçimi gibiyiz; içiçe geçmek külfetli iş. En başta fanlarımız kabullenmeliydi birliğimizi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Veya varını yoğunu kaybettiği bir masada son şansını oynayan ve masanın altındaki elinde intiharı için hazırlanmış silahını tutan bir kumarbazın eline bir anda gelen kare as gibisin. Bir saniye içinde bütün kaybettiklerini ve daha fazlasını tekrar kazandırıp, silahı ve intiharı gömdürürsün.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nasıl anlatmalı başka? Gökkuşağının dünyayı rengarenk izleme sebebisin. Bütün o yağmurlu ve puslu havanın bir çok insana bıraktığı kasvetli atmosferi gülümseyerek, neşe dolu izleyen ve bu rengarenk formuyla herkesin ruhhalini pozitivizme bağlayan bir oval çizgi gibisin. Düzlük senden uzak zaten.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mor bi kalemden akan mürekkebin "Seni çook seviyoruum!" yazması gibisin. Bir anda bir sayfa yığınının arasından çıkıp kendini gösteren ve bahsi geçen "sen"e kocaman bir gülümsemeyi, büyük bir hassasiyetle eklersin. Üstelik armağan ettiğin huzur ve gülümseme bir makyaj niteliğinde değil, bir ruh dokusu niteliğinde olur ve sonsuza dek kalırsın orada. Zaman zaman üzeri tozlansa da basit bir üfleme ile çıkıverir ortaya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen kendini kaybetmiş ve bocalayıp duran birinin aniden benliğini anımsaması ve kendine gelmesi gibisin. O güne dek kendine karşı işlemiş olduğu suçların kendisi tarafından affedilme sebebisin aynı zamanda. Zaten en zor şeydir bir insanın kendini affetmesi. Sen bir dokunuşunla, en zor olanı yapma becerisi verirsin insana. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen kimseye ithaf edemediğim güzel kelimelerimin en can alıcı haliyle şekil kazanıp ayağa kalkmış hali gibisin. En saf, en özgür, en özgün ve en tutkulu cümlelerimin ayağa kalkmış ve gözümün içine bakmış hali gibi. Karşımda bir iyilik aynası olup bana en güzel yönlerimi göstermiş gibi. Varlığından dahi şüphe etmeye başladığım heyecanlarımın canlanıp "işte buradayım" demesi gibi. Ve bu hislerimin yansımasının böyle fiyakalı oluşu, arındırılmış ve kutsanmış hissettirdi bana kendimi hep. Zaman zaman çirkinliklere de boğulan ve karmaşa içinde akıp giden zamanımın derinliklerinde bir yerlerde, yansıması bile böyle mükemmel duran hislerim olduğunu görmekti bana huzuru getiren.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen nefes verirken burnunun hemen ucuna yaslanmış burnumla soluduğum karbondioksidin kandan öte, ruh temizliği de yapmasını sağlayan bir yeşil akasya ormanı gibisin. Dallarından sarılı, pembeli, morlu salkım salkım çiçekler sarkar. Hem çabucak büyür akasyalar, çabucak büyür ve diyarları güzelliği ile sarmalar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen üzerime geçirdiğimde en şık hissettiğim kıyafetlerle en rahat hissettiğim kıyafetlerin bir araya gelmiş özel bir formu gibisin. Yanımdayken verdiğin rahatlığı ve şıklık hissini veren bir yapı daha görmedim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen hiç bir savaş uçağının geçmediği berrak bir gökyüzü gibisin. Altın renkli, beyaz benekli kelebeklerin uçuştuğu, güneşin yakmadığı, bulutun kararmadığı bir gökyüzünün altında tek başına piknik yapıp huzurla uyuklamak gibisin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen, sen diye başlayıp mucizeler anlatmaya çalışan ama her seferinde beceriksizlikle yorgun düşen cümlelerin ulaşmaya çalıştığı tanrıça gibisin. Anlatması kolay olmadığı kadar anlatılmak da istenmezsin, zira bir başkasının keşfetmesinden korkulursun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve evet ufak ufak toparlanmam lazım artık benim, bavullarımı doldurmam lazım. Gitmek için değil, tahliyeler için henüz çok erken. İçimden çıkman için de, içinden çıkmak için de, alıp başımı gitmek için de çok erken. Ama toparlanmam lazım yine de. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oldukça dağıldı zihnim, kafam karıştı, gerçekle kurgu birbirine girmeye başladı. Olduğu yerde bırakmalı tüm bunları. Tüm karışıklıkları çantalara doldurmalı ve bir okyanusun tam ortasını adres göstererek kargoya vermeli. Geriye bırakılacak tek şey senin gerçek tanımların olmalı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu yüzden ufak ufak, ağır aksak toparlamalıyım bazı eşyaları. Seni sen olarak geride bırakıp, sana sen olarak bakabilmeliyim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eski bir arkadaşımdan arakladığım bir cümle sunmak istiyorum bitirirken; belki bir gün, bir yerde, bir şekilde, yeniden...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-6434177487858232749?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/6434177487858232749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/6434177487858232749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/bavullar-ve-tanmlar.html' title='Bavullar ve Tanımlar'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-3268027046634633660</id><published>2011-11-15T01:40:00.007+02:00</published><updated>2011-11-15T02:16:31.601+02:00</updated><title type='text'>Uvertür Özeti ya da Füg Tanımı</title><content type='html'>Baştaki paragrafı çok hızlı, nefes nefese okuyun;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gör, tanış, tanı, sev, çok sev, daha çok sev, tanımla, tanımı yücelt, tanımı uzat, tanıma kelimeler yetmesin, kelimeleri şikayet et, paylaş, anlat, kokla, mutlu ol, kabına sığma, uğraş, uğruna savaş, adına savaş, sessizlikte bile anlaş, alttan al, üste çık, akıl ver, akıl danış, şimdi biraz sevil, boktan bir sebep, sebebin büyümesi, anlatmaya çalış, anlaşılmamaya başla, hoşçakal, daha az sevil, sevilmemeye başla, uğruna savaşılmamışlık gerçeği, yeni bir kaç düzine ay boş işler. Hoop tekerrür! Şimdi başa sar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anladınız mı? Bok anladınız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Baştan anlatıyorum. Hızlıca okuyun yine; bak, gör, keşfet, eğlen, paylaş, koku, sinen koku, hoşçakal, koku ve kirli sepeti, el titremesi, al kirliden, dolaba, vazgeç kirliye, tekrar al, tekrar at. Bir kaç yıl mola, hoop tekerrür!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anladınız mı? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bak anlatayım tekrar; ağır aksak okuyun... Bir elin parmaklarının çekine çekine, özene bezene, derlenip toplana, heyecan içinde bir başka elin yabancı ten dokusuna uzanırken görüp geçirdiği binlerce dakikalık sevgiden doğan ürkekliğin; bu ürkeklikten ve sevgi kavramının saflığından ötürü tamamen içselleşip içtenleşmiş yaklaşma hareketinin, kel alaka bir kahve lekesini tende kalıcı bir kahve yanığı sanan gözlerin komutu ile tepetaklak olarak duvara çarpması neticesinde paramparça olan kemiklerle dolması ve gözlerden yaş akması ile sonuçlanan duygu durum bozukluğu. Algıda seçicisizlik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İyice karıştı kafanız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demek istiyorum ki uykum geldi, çişim var, çay içiyorum, odam dağınık, içim sıkkın, bedenim rüzgara kapılmış uçurtma gibi, daha gencim ve asırları sığdıracak kadar geniş yıllara sahibim ve benden giden her gün, sığdıracağım asırlardan giden yıllara tekabül ediyor. Bütün bunların bilincinde olmama rağmen hala uyumadım ve tuvalete gitmedim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha da karıştı kafanız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi anladınız mı kafamı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-3268027046634633660?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/3268027046634633660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/3268027046634633660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/uvertur-ozeti-ya-da-fug.html' title='Uvertür Özeti ya da Füg Tanımı'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-1307695546006059749</id><published>2011-11-13T10:25:00.003+02:00</published><updated>2011-11-13T13:01:19.569+02:00</updated><title type='text'>Yedek Yazı (Hiçbir Şeyden Bahis)</title><content type='html'>Bacağınıza sıçayım sizin, Duman mısınız ne boksunuz! Siktirin gidin ölün lan piç kuruları! Bana bunu asla ve asla açıklayamazsınız; &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&amp;amp;v=Sz8Ft434dW0#!"&gt;http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&amp;amp;v=Sz8Ft434dW0#!&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabah olmuş, gün doğmuş. Sabaha kadar ne halt ettim bilmiyorum. Niye uykum yok? Uyumak istiyorum. Ama yatar yatmaz bir enerji patlaması geliyor. Hiç uyumadan geçen ikinci günü tamamladım. Yarın olduğunda tam iki hafta olacak. Geçen hafta pazar gecesinden beri böyleyim. Başım hafif dönene kadar alkol aldığımda 2 saate yakın sızabiliyorum. Az alkol aldığımda ya da hiç almadığımda zerre uyuyamıyorum. Üzerimde 14 saaatlik bir yol yorgunluğu, defalarca yinelenmiş alkol yorgunluğu, projeler tasarlamak peşine düşmüş zihin yorgunluğu, e tabi illaki bir de duygusal yorgunluk var. Uyumak istiyorum. Enerji istemiyorum. Eğlenmek istemiyorum. Düşünmek istemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zihnimden o kadar çok plan, proje, detay akıyor ki sıklıkla ben bile kaybediyorum nerede kaldığımı. O kadar çok not aldım ki odamın yerleri not kağıtları ile doldu. Masamda sigara paketleri, bira kapakları. Sağda solda şişeler falan. Bildiğin film karesiyim bu aralar. Odasına bağlı hayat yaşayan genious tiplemeler gibiyim. Sürekli bişiler düşünüp notlar alan, notlarını asla düzenli saklamayıp sağa sola fırlatan ama istediği an istediği notu saniyesinde bulan, insomniac ve dazlak biriyim. Kimseyle laflamıyorum pek fazla, hemen sıkılıyorum. Tek başıma olmadığımda hemen gidesim geliyor. Bir taraftan da çılgıncasına enerjik ve eğlenceliyim. 10 dakika yanlarında kalıyorum insanların, geride kahkahalar bırakarak ayrılıyorum. Yok yok eve gidince ağlayan gerizekalı palyaço değilim; hani ağlamasına çözüm olarak bir palyaço önerilmiş çok komik diye o da "ama o palyaço benim" demiş. Zübük, lavuk, angut! Ben o değilim. Eğlendirmiyorum, eğleniyorum. Zaten başkaları için çok fazla şey yapmadım ben hayatım boyunca. Çok az kişi için çabaladım. Zaten iki elin parmaklarını geçmez sayıları ama yarısından fazlası şu an ne alemde bi bilgim yok. Bi kısmından da kısa bir süre sonra olmayacak zaten. Kalbura döndük anasını satayım, gelen delip geçiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de sürekli derin derin öksürüyorum. Çabuk sinirleniyorum. İkna olmuyorum. Tam eli bastonlu, aksi dede imajı. Öksüre öksüre sigara yakarlar ya. Aynı oyum ha. Ama dazlağım. Dazlaklık bi serserilik kattı bana sanırım. Tam dazlak değilim de öyleyim diye kandırıyorum kendimi, çaktıranı yakarım. Gerçi blogu okuyan da yok. En son geçen hafta okuyan bir kaç kişi olmuş. Artık bakmicam okunuyo muyum diye, okunmamaya başladığıma göre sıkıntı yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Facebook'ta da iki de bir kendime not yazıp yolluyorum. Yani yanımda kağıt kalem olmadığında öyle yapıyorum. Facebook'tan sıkıldım, sanırım kapatıcam. Twitter'ımı da kapatıcam. Bloga da bir kaç yıl ara verebilirim her an. Çoğunluğa uyup açtık hesap, açtık da noldu? Ha bire sinir bozan statü update'leri, arkadaşlık başlangıçları, fotoğraf-video paylaşımları. Hayır siz ne bok yerseniz yiyin de benim kızdığım ben de katıldım o furyaya. Otur oturduğun yerde işte, taş yerinde ağırdır. Ne zaman çıksan kabuğundan zınk diye bişi girip delip geçiyo işte. Gir kabuğuna. Hem öyleyken seni herkes seviyo. Kimseyi siklemeyince herkesin ilgisini çekiyo galiba. İki dakka lafla eğlen sonra vın. Bir bakmışsın herkes "bu adamı çok seviyorum ya" demeye başlıyo. Zamanında sevin be! Hiç mi birinizin saatinde akrep-yelkovan yok? Ben öyle sağlam adam görmedim aranızda henüz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saat dedim de ben hala saat ve takvim kullanmıyorum. Telefonun ekranından saati gizlemeye çalışacağım şimdi, dur geliyorum....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yok olmuyo. Neyse geçer bu halim nasılsa. Ama saat ve takvim kullanmayı sevmiyorum. Zamanın ne durumda olduğu ile liseye başladığımdan beri falan ilgilenmiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaslarım o kadar gergin ki anlatamam. Sanki popomda değil de bir kayada oturuyomuşum gibi. Dinlenemiyorum. Bünyemi alsınlar ya. Bana bi ruhumu bıraksınlar yeter. Gerisi fasa fiso zaten. Aksesuar gibi taşıyoruz vücutlarımızı. Ulan el insaf be, elime geçen ilk şeyleri sırtıma geçirip dışarı çıkıyorum. Hani babam falan görse "çuval giyseydin" der, "paçavra" der. Annem ilk fırsatta çöpe atar. O derece çapaçul çıkıyorum sokağa "senin tarzın çok iyi ya" diyolar. Tamam bazen özeniyorum. Bi süre özenicem hatta, evet evet. Özenince onlardan biri gibi duruyosun ya, umursamıyolar. Başka bişi görme peşinde herkes. Farklı falan değilim ben ya uyanın! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu son dediğimin gerçek olmasını isterdim. Sıradan olabilmek güzel olurdu. Az düşünce, onların da yarısı boş. Standart sevme biçimleri, standart öfke biçimleri... Default windows gibi. Ben de "en son okuduğum kitap cin ali lan hahahahaha" diye eğlenebilirdim mesela. Edgar Degas diye birinin varlığını iddia eden birine "ne diyon hacı biz entel değilik senin gibi" demek isterdim. Küfür gibi. Git bişiler bil lan sen de! İki duble rakı içip karı kız muhabbeti yapmayı biliyon ama. Söz oraya gelince aslansın, kaplansın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben de o konuda eziğim, gelsenize üstüme. "Oolm o ne hatunlar götürmüştür" diyeceğine bi sorsana "hatun götürdün mü" diye? Bir kişiyle yattım lan ben. O da meraktan. Niye durup dururken elin hatunlarına o onuru yaşatayım, bir de burdan bak. Yemez öyle beni yatağa atmak. İki muhabbet açar darmadağın ederim, ezik hisseder ufak ufak çeker gider. En olmadı "ben tanrıyım sen kimsin" derim uzar. Ne diye bozayım ayarımı? Bağıra bağıra söylüyorum bak bir kişiyle yattım ben, o da sırf merak. 2-3 yıl evvel. Hadi gel üstüme lan, dalga geç benle. "Abi o adam çok tarz ya. Hem çok zeki hem çok tarz hem de çok şey biliyo, o adam istese kızlar kuyruğa girer onun önünde, giriyodur da. Ama onu da çaktırmıyo" Bu yani bakışınız, bu kadarsınız. Daha fazlası yok. Sonra bir de utanmadan soruyo aranızdan bazıları "insanları niye küçümsüyosun, niye sevmiyosun?". Açık değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Basit dertleriniz var. "Ah çok seviyodum terketti", "ah ulan şu hatuna bi çaksam", "ulan peder arabayı vermedi", "ah çocuk çok cool ya", "hadi bara gidip eğlenelim ihihihihi". Sevmek dediğiniz sevmek değil, çekirge gibisiniz. Çok seviyosan ne işin var iki gün sonra başkasının kolunda? Adam gibi sev, sevmek için illa yanında mı olacak? Çok bilmiş atalarınız var bi de, mezarlarından yatıp laf ebeliği yapmaktan başka bişeye yaramıyolar; "gözden ırak gönülden de ırak olurmuş". Yapma ya, körler n'apsın? Bara gidip eğlenelim anlayışınız ne? Kaçınız bara gidince sağda solda karşı cins aramadan, kesişmeden, tanışmadan, yatmadan... bunlardan en az birini yapmadan dönüyosunuz? Kaçınız adam gibi dostlarınızla gidip muhabbet edip sadece kendi içinizde eğlenebiliyosunuz? Kendi masanızda olmayan, garson dışında kimseyle, göz göze bile gelme ihtiy acı hissetmeden, etrafa bi bakmadan içkinizi içip muhabbetinizi edip hesabı ödeyip çıkan kaç kişisiniz lan? Binlerce versiyonunuzu gördüm sizin, en iyi istatistik bende. Ben söyleyeyim, iki elin parmağı kadar yok öylesi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Basit dertleriniz olduğu kadar basit sevinçleriniz var. "Ay biz çıkmaya başladık, çok mutluyummmmm". En fazla iki ay geçer "ya biz ayrıldık, zaten en başta da emin değildim tam olarak keşke başlamasaydık". Bi siktirin gidin açıkçası. Samimiyetinize kedi işesin sizin. "İlişkimiz çok ciddi, evliliğe gider galiba" derken bir ay sonra emin değildin zaten. Bak bak bak! Tamam bunu geçelim, başka ne sevinciniz var? Aha iddiaa'da para kaldırmak. Üç gün geçmeden traş o para zaten. Aha bitti gitti mutluluk, sevinç. Busunuz abi, saman alevi. Hatta belki saman alevi alındı şimdi. "Ulan" dedi "ayıp ettin". "Bu adamların alevinin yanında benim alevim bir kış ısıtır seni". &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayır bi de ülke ve hatta dünya bu gençliğin elinde kurulacak. Göçecek ülke de kalmadı, hepsi aynı. Nato mermer nato kafa, desen de anlayan yok ki. Ruken de kalkmış ordan diyor ki "sen bana böyle iltifat edersen tabi sevgilin olmaz, yalnız kalırsın". Senin gibisi az olduğu için tek kaldım Ruken, sen deme bari bunu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tamam, açıkçası ben de kaşındım. Daha bu dediklerimin zerresini görmeden insanları küçümsemeye başladım. Ruhumda da var size uzaklık. Ama yine de denedim bak defalarca. Bin tane farklı karakterin ortamına girip çıktım. Bütün maskelerimi, zırhlarımı indirdiğim de oldu. Oldu da noldu, boşu boşuna çıkar-tak yaptık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öf neden bashettiğim konusunda da bi fikrim yok. Çok eğlenceliydim, hatta yarım yarım dans ederek başlamıştım yazmaya, niye sinirlendim şimdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Takılın hacı boşverin beni. Zaten en güzeli bu, çok ciddiyim bak bu konuda. Boşvermeseniz yapılacak bişi yok. Bendeki kafa ayrı, görüş ayrı. Ben aynı rengi bile görmüyorum etrafa bakarken. Çoğunluğun yaptığı doğrudur mantığı ile yola çıkarsak, e ben ve benim gibiler pek azınlığız. 8 milyarıncı bebek mi ne öyle bi nane vardı geçenlerde, 7 milyar mıydı? Aha işte o kadar milyarda 6 falanız. Ya da 7. En azından benim bildiğim. Şimdi siz bize uyarsanız anarşi olur. E anarşi olursa siz gene mevzuyu yanlış anlarsınız. Anarşi yorumu "hee sokakta birinden sigara istedin vermedi, çek vur" olan bi zihniyete yapılacak en tehlikeli tekliftir "gel bizim gibilerle takıl" demek. O anarşiden sonra kaos başlar. Kaostan sonra bir iki yetenekli diktatör çıkar sağda solda, yeni bi dünya düzeni kurulur. İmparatorluktan kapitalizme geçildiğinde çok iyi olacak sanmıştık hep. E gen daha beteri gelir nası olsa. Siz bizi ne ciddiye alın, ne bizim gibi olun. Aman diyim, gidin bardan karşı cins kaldırın falan. Siz iyisiniz böyle. Hem ben cin ali okumadım galiba hatırlamıyorum hiç, özet geçersiniz. Bak incecik kitabı okumaya üşenip özet istedim, ben size yaklaşıyorum. Siz kalın olduğunuz yerde aman! Hatta bana da hatun ayarların falan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama ayarlayacağınız hatunun azcık kafası, azcık kültürü, azcık da duruşu karakteri olsun. Ben muhabbet tellallığı yaparım. Evet evet en çirkin hatunu oyalayacak adam olurum ben lan, raad olun. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onu bunu geç de bugün... yok dün... evet evet dün tekel 2000 aldım, uzun tekel 2000. 5 lira. Mis gibi de sigara. Paket bitmek üzere şu an onu farkettim aklıma geldi. Bundan sonra tekel 2000 içiyorum arkadaş. Hem bence bu sigaradaki tarz ne marlboro'da var ne başka bişide. Önemli ya hani dışarıya nası göründüğümüz! Ben de içeriyi boşaltıp dışarıyı aksesuara boğacağım galiba. Ulan kendi içimde çeliştim ya, gene ıska. Şekil parliement'le, marlboro'yla oluyo ben tekel 2000 içip tarz yapma peşindeyim. Gene yakalayamadım sizi ya. Ya bu arada bu sigara cidden çok güzel. Tütünü neyle yıkadıklarını çözemedim. Oha ulan tekel 2000'in üzerinde british&amp;amp;american tobacco yazıyo. Olaya bak! Şok oldum şu an. Sigarayı özet geçeyim, paketi alır almaz bu değerlere bakanlarınız baya çok; zifir 10 mg, nikotin 0,9 mg, karbonmonoksit 10 mg. Ben anlamıyorum bunları diğer sigaraları bilmem. Yıllardır winston soft içerim (soft diyince antepteki abilerin çoğu light veriyo, yok yok classsic diyorum kalıyolar öyle) onun değerlerini bile bilmem. Ne kadar zehirlendiğimi bilmekten hoşlanmamam doğal bence. Ben takıntı yaparım hem bunları takip edersem. Her sigaradan sonra ömrümün ne kadar eksildiğini falan hesaplarım. Bi ara bi rehberlik hocam vardı, her nefeste bilmem kaç bin beyin hücresi ölüyomuş. Onu söylediydi. 2 ay manyak gibi kaç beyin hücrem kaldı diye hesap yapıp durdum. Ama baktım ki benim beyinde hücre bol, gebert gitsin dedim. Yok lan unuttum kaç hücre öldüğünü ondan bıraktım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben çabuk unuturum öyle. Her şeyi unuturum, hafızam kötüdür. Bir bakarım arkamda kalıvermiş. Arkada kalanlara da dönüp bakmışlığım yoktur. Bi çoğunuz tanımaz, "aniden çekti gitti, bidaha ne aradı ne sordu varyasyonu şaşkınlık yaşayanlar oldu arkamdan. Unutuyorum napiyim, geride kalmasaydın zamanında. Hem iki de bir arkama bakarak yürüyemem ben, geride kalan kalır. Ey çok sevdiğim az sayıda insan güruhu, n'olur siz kalmayın geride! Sonra ben çok yalnız kalırım. Deliyim meliyim ama iyi insanım ben, biraz acıyın da acele edin. Acele edin ki yanımda yürüyün. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haha facebookta da en baştaki uyku şikayetimi dile getirmiştim. Bi kızcağız da 72 saattir sadece 6 saat uyuduğunu dile getirmiş comment olarak. "66 saat hayatı yaşamışsın işte daha ne istiyosun" tadında bi cevap verdim. Çok çelişiğim bugün. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada bişi söylicem, ben şu an inanılmaz bir rahatlıkla yazıyorum. Hiç kimsenin okumayacağından çok eminim nedense. Hal böyle olunca öyle bir rahatım ki, ağzıma geleni söylüyorum. Aklıma geleni söylemek isterdim de aklımı gerçekten takip edemiyorum. Çok hızlı. Yazıya oturduğumdan beri not da alamıyorum. Biraz sonra kahrolucam "ulan neydi o düşündüğüm" diye. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayrıca biri şu blogspot'a haddini bildirsin. Yanlış yazdığım kelimelerin altını çiziyo kırmızı ile. Denyo mudur nedir, her şey bitti bi benim yazım hatalarım kaldı. Millette ne yazılar var ya git onlarla uğraş. "Chk shkrsn" falan yazıyolar anlayana kadar damağım beynime saplanıyo. Niye okuyosam aslında. Gerçi söylüyorum ben "şimdi bu metni okunur bi hale getir ve tekrar gönder" diyorum. Çevremde de yok zaten onlardan. Ne diyolardı onlara ya... hah hah emo! Emotional rock... rock kısmını geç emotional gibi bir kelimeden nası öyle karakterler çıkar ya? Şu çekik gözlülere bari özenmeyin. Herifler arıza zaten, ulan insan bütün gereksiz işlerde başarılı olur mu ya? Gaming... en başarılılar çekik gözlüler. Kılıç, dövüş vs... en başarılılar çekik gözlüler. Anime... en başarılılar çekik gözlüler... Bunları geçelim hadi, hülen adamlar gelmesin diye duvar öreceğine git adamlarla savaş. Sana göre bi avuçlar zaten, kes geç ülkelerine de kon, pirinç ekersin. Gitmiş duvar örmüş ya. Bize de acayip bi başarıymış gibi anlatırlar; "çinliler bizden korkup uzaydan görünen duvar ördü". Ulan ayı gidip adamların tarlalara çökeceğine oturup tarla ekeydin. Sonra barbar değiliz diyosun, ben bile yemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sokakta rahat yürünmüyo daha. Her üç kişinin ikisi "hülen bu bana bakış atar mı acaba" diye yürüyo. Sağa sola laf atanlar, döner bıçakları falan. Aaa evet ya biz medeniyiz. "Neee barbarlık mı, asıl barbarlar almanlar." Soykırım yapmışlar ya! Tamam yapmışlar, onu tartışmaya açmamı bekleme. Ama yani onlara bok atıp kendimizi aklamak... Ama size uyuyoduk demi artık, evet lan almanlar köpek. Zaten ordaki türkolara da türko diyip aşağılıyolar. Almanları keselim barbar kimmiş öğrensinler (bkz: ironi) (söyleyeyim de iyice bastıra bastıra)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hülen bunu emniyet falan okur mu ki şimdi hakaretten mahkemeye çıkmayalım durup dururken. Hakaret etmedim ki ama. Sokakta yürüyemiyorum ya eleştirmeyeyim mi? Emniyetin benim varlığımdan haberi var mı da okuyacak lan. Paranoyaya bak! Çok acıktım ekmek yok. Sigaram iki tane kaldı. Bir günde 2 paket içmeye başladım. Akşam yemeğinde iki dilim pizza yemiştim. Öncesinde sanırım bişi yemedim gün boyu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün sonunda ev arkadaşım dönüş yapıcak. İddiasına göre artık sağda solda kalmicakmış hiç. Hatta evde akademik bi ortam kurabiliriz. Öyle bişi olursa garanti kapatırım facebook hesabımı falan. Zaten bi yararı yok, oraya da bakan eden yok. Boşu boşuna status update falan takılıyorum. Bi çoğu benden gelen iletileri falan engellemiştir muhtemelen. Bi damlacık vardı yazdıklarımın yarısını beğenen, bu sabah ona da ters yaptım. Yok dün sabah. Ya bugün ne çabuk dün oldu? Şimdi yatsam akşam kalkınca yarın sanarım. İyice şaftım kayar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hala uykum yok. Büyü falan mı yaptılar bana ya ben olmazdım böyle. "Uykusuzluk büyüsüüü, höbalaleybooo". &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O değil de karmakarışık oldum ben iyice. Sakin diye bi gurup var. Sık dinler oldum bu aralar. Bu aralar dediğim dün öğleden sonra dinledim 3 şarkılarını. Güzel müzik yapıyorlar yine de. Dinlenebilir. "...bugün senin günün onu da mahvettin! seni sorana her yanım derim ve dahasını da eklerim. ellerini uzat ki dokunsun parmaklarım..."   "...biz çoktan unuttuk dünya dediklerini..." edepsiz komedya diye bir şarkılarından bi kuple. Bu da ne demeksei bi kuple. Bazı kelimeler üst üste tekrarlanınca çok manasızlaşıyor ama kuple kelimesi tek sefer söylenince de manasız geliyor bana. Her seferinde çok acayip entel bi kelime kullanılmış gibi heyecan yapyıyorum. Kuple... dondurma geliyo aklıma kuple diyince. Entel dondurması.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sakin'den bi entel dondurması daha söylicem şimdi dur çalıyo sözler girsin yakaladığımı yazarım. Şarkının adı denek hayatım. "kıpır kıpır içim bugün durmuyor". Hiç anlamadım şarkı sözlerini. ahhaha aklım başka yere gitti. Başka şarkılarını söylicem dur. Sıradaki parça laleler beyaz. "kokumdasın ki güç bela sürünüp bulduğum", "...hoş senin de bir varoluş sebebin var, yakından uzaktan alakam olsa mutluyum, bir gülümseten benim bir daha daha söyler misin?", "...aman ne mutluyum burnum omzundaaaa", "...söz durdu artık sen ve ben ve uçsuz zamanım"... of hızlı söylüyo yetişemiyorum. Boşverelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güzel şarkı ama. Şu sözleri yavaş yavaş söylese insan yollara düşer avare olur bence. Avare güzel kelime. Avarel'e benziyo gerçi ama yine de güzel. Hem Avarel'i severdim ben. Zaten daltonlardan joe ve avarel dışında isim bilen yoktur bence. Rintintin ve düldül olmasaydı o çizgifilmi sevebilirdim. Fabl türü mevzuları sevmemişimdir hiç. Ninja kaplumbağalar başka tabi, hem onlar sonradan kaplumbağa oluyodu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"tut seninle farklı insanlarız, gözbebeğinde parlayan yıldız...", "...hiç bilinmez yarın suçlu kim...", "...öldürdün beni sezar, yaşatmadın nefes almadım..." Bu da sentetik sezar isimli eserden. Fizy'de playlist yaptım da ordan çalıyo. Ordaki playlist isimlerim de bi garip ya; nagazaki etkisi, jedi, church, toksik atık, drunk attack, chemical vs vs... Sileyim hepsini şimdi, çok eski listeler zaten. Bi ara fizy kapanmıştı. Bir yıldan fazla oldu bakmayalı. Sıkılmışımdır hepsinden kesin ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"bildik bir ses olmuştun ya, sonunda bir ben duyan. kaçırdım orda bakarken hayalineee..." "bir defaaa kalsam yanında, hayat güzel hikayemde kalınca..." bestesi ve güftesi "sakin" isimli türkçe sözlü hafif batı müziği seslendiren guruba ait olan "bu defa" isimli parçadan dinlediniz. türkçe sözlü hafif batı müziği; türk sanat musikisi ve türk halk müziği etkilerinin azalıp popüler müziğin türkiyeye giriş yaptığı, erol büyükburçların, erol evginlerin, ajda pekkanların yeni yeni parladığı dönemlerde pop müziğe verilen isim. Türkçe sözlü hafif batı müziği. TRT'de yetişmek isterdim o dönemde. Tamam kıl tüy durumları da çok ama aralarında bir tane berbat sesi ve tekdüze müzik bilgisi ile kot yırtıp dans ederek isim yapmaya çalışan adam gösterin! Yok abi. En skandalı "ben saksı değilim, ben erol büyükburç'um" çıkışıydı. Başka skandal gördünüz mü o adamlardan? Bi de şimdi bakın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben zaten nostalji hastasıyım. 70lerde ya da 80lerde genç olmalıymışım. Nirvana ve Barış Manço konserlerine gitmeliymişim. O dönemin adamıyım. Bu devir cacık gibi geliyo bana. E ben de hıyar kalıyorum haliyle. Retro dönemler... kadınlarda kısa etek, renkli çorap, dize kadar çizme, kabarık saçlar. Erkeklerde ispanyol paça yüksek bel pantolonlar, koca koca yakalı gömlekler, incecik kravatlar, kilim desenli ayakkabılar... tamam filmlerde görmezsiniz o ayakkabıları ama ben öyle bi ayakkabı istiyorum. O dönemde olsaydım kesin bulurdum, hippilerin alışveriş yaptığı yerlerde falan vardır. Saçım itibari ile zaten o devrin adamı olduğum çok açık. Ahhh gerçi saçlarımı kazıttım ya. Unutmuştum bi an.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sıkıldım yazmaktan. Aslında sıkılmadım eğleniyorum da müzik durdu şu an. Bi de açım. Ya ne yesem acep? Dil peyniri, kaşar, antep peyniri, beyaz peynir... bunlardan çakma bi peynir tabağı yaparım. Tereyağım var. Salamım bitti ama sucuğum var hala, afyon sucuğu hem de. Nihahaha. Rafadan yumurta yaparım. Domates, biber fln doğrarım. Yeşil ve siyah zeytinim var. Bir kaç çeşit reçelim var. Ben sevmem ama nutella mı ne o -ella gillerden bişi var; süs olsun diye koyarım sofraya. Dün geceden beri 3 demlik çay içtim ama çay gene içilir. Çay candır. Gene demlerim. Ekmek almak lazım işte bi tek. Sigara da alırım gitmişken.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse gideyim hadi oturursam iyice üşengeçliğe vericem birileri "yemek yedin mi" diye sorana kadar aç kalıcam sonra. Ki bu soruyu soran muhtemelen ev arkadaşım olucak o da muhtemelen gece 11'den erken gelmicek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada bi dipnot: Geride kalmayın lütfen... Lütfen! Düşüp bi yerlerimi kırarım tutunamazsam. Hiçbiriniz gitmeyin artık, yeter. Sen de gitme. Hem bitmedi ki sorularım, nereye gidiyorsun? Daha 50 bile olmadım ben, çok küçüğüm hala.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir dip not daha: Kahve dökmeyin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son dip not: kazara bu bloga uğradıysanız ve okuduysanız bişiler anlayın olur mu? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-1307695546006059749?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/1307695546006059749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/1307695546006059749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/yedek-yaz-hicbir-seyden-bahis.html' title='Yedek Yazı (Hiçbir Şeyden Bahis)'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-3382112449645374917</id><published>2011-11-07T00:02:00.003+02:00</published><updated>2011-11-07T01:06:32.846+02:00</updated><title type='text'>on bir yıl, on bin hayat</title><content type='html'>Ah be more!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok sevdiğim Eskişehir'imdeyim. Dün sabaha karşı indim. Buz gibi havasını içime öyle bir çektim ki solunum yolumdaki tüm sıvılar donarken içim ısındı. Eskişehir yaşamaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün kadim dostum ve vazgeçilmezlerimden Recep'le çıktık. Rutinimizin tekerrürü olarak Hera'ya gittik. Çay, sigara, iskambil. Çok şeyden konuştuk. Dertleştik. Kadınlardan bahsettik, hayattan bahsettik, eski arkadaşlarımızla kendimizi karşılaştırdık, hiçkimse ile kendimizi karşılaştırdık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Açıkçası dört kişilik 'Çekirdek Kadro'muzun tamamı kendini beğenmiş, dış dünyanın tamamını dışlayan, burnu havada karakterlerden ibaret. Ama elimizde somut bir şeyler yok. Yaşımız 24. Her birimizin ardında bıraktığı 24'er yıldan toplam 96 yıl var geride kalan. Ve ortaya koyduğumuz somut hiçbir şey yok. Ne çok büyük yerlere geldik, ne öyle bir yolun başına ulaşabildik, ne de çok büyük mutluluklar yaşadık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama bir sebebi var hepsinin. Öyle değil mi be &lt;i&gt;fellas&lt;/i&gt;? Boş yere mi savurduk kendimizi hep? Bir kargaşa içinde yaşayıp giden insanların geçtiği yolları merak edip durmadık mı? Bu meraktan girmedik mi cemaatlere? Bu meraktan yürümedik mi komünist partilerin eylemlerinde pankart tutarak? Bu sebepten içmedik mi sigarayı, içkiyi? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her daim tutarlı ve değişmez bir hayat düsturumuz var olduğu halde, sırf meraktan, şeklen değiştirmedik mi duruşumuzu aslen bozulmasak da? Oralarda bir yerlerde hep bir şeyler oluyordu ve hep merak etmedik mi olup biteni? Bir insan, basit sıradan bir insan ya da büyük önemli bir insan, ardında ne tür izler bırakır, hangi adımları atar? Yaşayarak görmek değil miydi çabamız? Kendimizi küçük düşürürken de, insanlara burun kıvırırken de baktığımız ortak nokta bu merak ve deneyimleme arzusu değil miydi? Zaten bizim böyle oluşumuzu bildiğimiz için her hatamızı yadırgamaksızın kabullenip sahip çıktık ya birbirimize hep.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet tepeden baktık her insana. Anlamadılar bizi, savruk sandılar. İçi boş balonlar sandılar. İnadına bir sürü şey bilip öğrendik ve vazgeçmedik ya yolumuzdan. Ah çok şey kaybettik. İnsanlar kaybettik bizi anlamayan, mevkiler ve etiketler kaybettik, yüksek notlar kaybettik... En fazla kaybettiğimiz şey mutlu kalma ihtimaliydi belki. Ama bunu en başında biz kendimiz seçtik zaten. Şikayet edip mutsuzluktan demvurduk hep, birbirimizden başka kimsesizliğimizi anlatıp durduk, çekirdek kadronun yanına oturup bizi anlayabilecek insanlar aradık. Edinemedik. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz birbirimizin hayata karşı duruşunu hep bildik. Kötülük yaparken bile tablonun gerisini hep gördük ve yanyana kalabildik açıklama talep etmeden. Biz bildik ki bizden birisi bir şey yaptıysa, mutlaka bir şeyleri deneyimlemek istemiştir ve istediğini elde etmiştir. Bir milyon insan onun karakterinden şüphe ediyor olabilir artık, ama biz bildik birbirimizi hep. Şaşmayan düsturumuzdan emin olduk. Farklı farklı yerlere dalıp onlarca hikaye topladıktan sonra insan olgusunun basitliğine defalarca kanaat getirip yine yüz çevirdik hep. En popüler gündemler asla bizim gündemimiz olamadı. Bazen milyarlarca insanın merakla takip ettiği gündemleri küçümseyip kendi gündemimizle ilgilendik. Bizim gündemimizle milyarlarca insan hiç ilgilenmemiş olabilir ama zor olan bu değil zaten, zor olan çoğunluğa kafa tutup kendin kalabilmek. Biz dört kişi dandik bir masada oturup hayatın her detayını bilfiil görmeye çalışırken ve bunun üzerinden bir felsefe konuşurken o masanın dışındaki herkese meydan okuduk. Yaptığımız şey hayatın dibine inme çabasıydı; en pis yerine de en temiz yerine de dokunma isteği. Bu uğurda pek çok hayalimizin bizi terkedişini de izledik. Bizi terketmeyen tek hayalimiz dandik bir masada oturup çay içmek ve sigaramızı tam çayın geldiği anda yakmaktı belki. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ardımızda toplam 96 yıl bıraktık. Tanışmadan öncesini çıkaralım haydi, yine de 40 yılı aştı. Biz ayrı ayrı yerlerde, ayrı ayrı koşturmacalar ve meraklar içinde, yüzlerce başka karaktere bürünüp, yüzlerce farklı hayat yaşadık 40 yılı aşan bu sürede. Ve bütün parçaları itina ile o masaya taşıdık ve puzzle tamamlar gibi hayatı inceledik. Puzzle büyüyüp tamamlanmaya yaklaştıkça insanlardan uzaklaştıysak suç bizim olamaz değil mi? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet bugün çevremize baktığımızda belki tanık olduğumuz farklı hayatlardaki insanlar bir yerinden mutluluğu yakalamış durumda. Ve evet biz hala türlü arayışlarla bocalıyoruz belki. Ama dert etme be moruk, bizim gibi insanlar mutlu olamazlar ve bu yüzden -bir nevi ödül olsa gerek- fazla da yaşayamazlar. Tek korkum uzun ve mutsuz yaşamak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ah be more! Biz en iyiyi bulup onunla yaşayalım istiyoruz. Kusursuzu arıyoruz. Bir şeylerin eksik gedik olması bizi huzursuz ediyor. İşte tam olarak bu yüzden ve bir de bu arayışımızla muhteşem örtüşen cesaretimizden ötürü mükemmel oluyoruz. 'Kusursuzu bulma' içgüdümüzü, 'korkusuzca arama ve ne pahasına olursa olsun her kılığa girme' eylemi ile destekliyoruz. Ve finalinde girdiğimiz kılığa kapılmadan, kendimizi ya da düsturumuzu bozmamış olarak dönüyoruz. Ve bu yüzden yıllardır aynı masada çay içiyoruz ve yıllardır sayımız eksilmedi. Başladığımız kadarız sayıca ama başladığımızın çok üzerindeyiz aslında. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir dezavantajımız var işte. O kritik noktaya geldik yavaş yavaş. Büyüyoruz dostlarım. Adamakıllı büyüyoruz ve haklı isteklere sahibiz. Hala aynı tavırla mı yürümeliyiz yoksa bulduğumuz mutlulukları sabitleştirmek için mi koşuşturmalıyız?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eskiden böyle dertlerimiz yoktu çünkü bir kaybedişe ağlamak, parçalanmak bile doğrudan doğruya aradığımız şeyin bir parçasıydı. Kötü not almak da, terkedilmek de, sağlığımızdan olmak da bizim yolculuğumuzun parçalarıydı. Yanlış yerlerde yakalanıp rezil olmak da öyleydi, fiyakalı işler yapıp göz doldurmak da. Yolumuzun parçalarıydı hepsi. Ama küçüktük ve önemi yoktu kayıpların da kazançların da. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neden bu noktaya geldim? Bir çift ayağın ayaklarıma bıraktığı sıcak dokunuş diyebilirim kısaca. Onu kaybettim ve bazı meraklar ve savuruşlar için fazla yaşlandığımı hissettim. Kaybetmek artık gerçekten acıtır olmuş. Kendimi yüceltirken de aşağılarken de, görünenin altında değişmez-sarsılmaz bir karakterim hep oldu. Hepimizin hep oldu. Ve bunu çekirdek kadro'nun biliyor olması hep yetti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galiba artık yetmez oldu. Sırf beni değil, büyümek dördümüzü de yavaş yavaş bozuyor. Bozuk ve tutarsız kalakalmaktan çekiniyorum. Birbirimizden başkasının bilmesine ihtiyaç duymadığımız benliğimizi açıkça ortaya koyuyordum ki geçmiş karşıma çıkıverdi. Sanki hayat "yıllardır benle ve beni umursayanlarla taşak geçiyorsun, şimdi ben de senin hayatına kayacağım" der gibi tak diye çıkıverdi karşıma. Yoksa "hadi artık mutluluklar edinip durağanlaşalım" sinyalimi vermek üzereydim. O dandik masaya bir kişi daha eklemek üzereydim. E hayat da intikamını alacak tabi. Biraz da o eğlenecek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse. Çekirdek Kadro'nun kuruluşu on birinci yılına yaklaştı iyice. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kutlu olsun!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-3382112449645374917?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/3382112449645374917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/3382112449645374917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/on-bir-yl-on-bin-hayat.html' title='on bir yıl, on bin hayat'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-1722530410986872281</id><published>2011-11-04T20:23:00.003+02:00</published><updated>2011-11-04T20:33:30.970+02:00</updated><title type='text'>dipnot</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Ben,&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Sen...&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Biz'in bizsiz hali&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Sen,&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Sen...&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Çünkü ben kalmamış benden &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Ben, &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Baştan başa sen olmuşum aniden&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-1722530410986872281?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/1722530410986872281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/1722530410986872281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/dipnot.html' title='dipnot'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-1437866802675472249</id><published>2011-11-03T23:16:00.006+02:00</published><updated>2011-11-04T01:01:03.504+02:00</updated><title type='text'>Geçiyordum Uğrayamadım</title><content type='html'>Çimlere uzandım. Hava soğuk. Tıpkı filmlerdeki gibi, rüzgar hafif hafif eserek yüzümü sarmalayıp geçen bir maske adeta, selam verip ilerliyor yoluna. Gözlerim kapanıyor kendiliğinden. Çok yorgunum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arasıra bulutların ardından güneş çıkıp vuruyor tenime. Isıtıyor, yakıyor. Toprak sırtımdan vücut ısımı çekiyor. Sol elim başımın altında. Elimin üzerine çimler doğal bir desen çiziyor. Sağ kolum göğsümde, dirsekten kırılmış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Etraftan gelen geçen yok. Ayak sesi yok. İnsan sesi yok. Herkesin ortasında, herkesten uzaktayım. Yokuş aşağı bir çimlikte yatarak kaçabildim herkesten. Derken o geliyor yanıma. Ayak seslerini duyuyorum. Biliyorum gözümü açsam kaybolacak. Bekliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaklaşıyor. Bir şey söylemeden yanıma uzanıyor. Bir elini sağ koluma geçirip koluma sarılıyor. Alnını hafifçe omzuma yaslıyor. Gözlerim doluyor ve göz kapaklarıma rağmen bir damla yaş süzülüyor yanağıma. Rüzgar biraz daha sertleşiyor. Kırmızı saçlarını göğsüme ve yüzüme doğru savuruyor. Kocaman bir gülümseme oturuyor yüzüme; "yeniden hoşgeldin hayatıma". Başımı hafifçe başına eğip koklamak istiyorum. Vazgeçiyorum, koklarsam biter. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Konuşmayacak mısın?". Kafasını usulca "hayır" diye sallıyor. Konuşmayacak çünkü yorgun. Ben yordum. Ben itina ile insan kaybederim çünkü. Ben uçurumun kenarından atladığımdan beri insan kaybederim. Paraşütsüz atladım ve sırf bu yüzden hızlıca geçer giderim her tanıdığımdan. Hafif izmarit esansı da karışmış bir kokum vardır benim. Çaydanlıkların içinde yüzer, votka ile çay demlerim. Ben paraşütsüz atladım, uçurumdan atlayabilmenin sıradışılığı yetmedi bana. Sıradışılığın sınırları olduğuna hiç inanmadım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biliyorum aşağıda bir son var. Ve biliyorum o sonda kasası yumuşacık şekerlemelerle dolu bir kamyon geçecek tam ben çakılırken. Hayatımı kurtaracak. Mutluluk verecek. Huzur verecek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yanımda uzanan kırmızı saçlı kadını o kamyon sandım ben. Belki sanmadım, belki oydu ve onu da kaybettim. Belki artık tam çakılırken gerçekten çakılmış olacağım. Biraz metan gazı çıkacak çatlaklarımdan. Biraz anlam yayılacak etrafa kanımdan. Benim kanım mavi akacak, laciverde çalan bir gece mavisi. Bir kaç sigara fırlayacak etrafa, cesedimi kaldırmaya gelen ekipler bana sormadan sigaramdan alacaklar. Yanan ilk sigaranın dumanına tırmanmak ve başladığım noktaya çıkmak geçecek içimden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra bir tebeşirle etrafımı çizecekler; yeryüzünün en güzel portresi. Ardımdan sevinen de üzülen de olmayacak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Avucumda sıkı sıkı sakladığım kırmızı saçları bulamayacaklar ve onlarla gömecekler beni. Sırf bu yüzden tekrar gelecek yanıma o kadın, yandaki mezara elimi uzatıp elini tutacağım. Gülümseyeceğim kocaman. Konuşmayacağız hiç. Çünkü çok yorgun olacağız. Ben yormuş olacağım. Ben hep insan kaybederim çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-1437866802675472249?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/1437866802675472249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/1437866802675472249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/cimlere-uzandm.html' title='Geçiyordum Uğrayamadım'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-8610829670095302744</id><published>2011-11-03T18:07:00.003+02:00</published><updated>2011-11-03T18:19:28.650+02:00</updated><title type='text'>23549</title><content type='html'>Buraya çirkin şeyler yazmayı sevmiyorum. O yüzden lafı uzatmıyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kayıtlara geçsin diye söylüyorum; yaşamı algılayamıyorum. Hayatımda hiç bu kadar kötü hissetmemiştim. Ne merve gittiğinde, ne barış manço öldüğünde (ki ben barış mançonun ölümüne ağladım sadece, dedeme ya da ninelerime değil)... Kendimi zehir enjekte edilmiş gibi hissediyorum. Damarlarımdaki kan pıhltılaşarak ilerliyor sanki. Sanki solucanlar var damarlarımda. Sürekli başım ağrıyor. Sabah 6'dan önce ne yaparsam yapayım uyuyamıyorum. 6'dan sonra sızıyorum bazen yatakta, bazen halıda, bazen masada. Alarm çalmadan uyanıyorum 7'yi geçerek. Yemek yiyemiyorum. Çok açım ama içimden gelmiyor. Ağzıma bir lokma attığımda yeter diyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düşünmemek çok güç. Karşıdan gelen herkesi o sanıyorum. Saç rengi önemli değil. Erkek ya da kadın oluşu önemli değil. Karşımdan herhangi birisinin bana doğru yürümesi yetiyor. Herkesi o sanıyorum. Her seferinde heyecanlanıyorum. Ara sıra gerçekten o oluyor. Yüzüme bakmadan geçip gidiyor. Yine de mutlu oluyorum. Ama mutsuz da oluyorum. Sağlam bir dayak yemek istiyorum bu aralar ama kime sert çıkış yapsam geri çekiliyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-8610829670095302744?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/8610829670095302744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/8610829670095302744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2011/11/23549.html' title='23549'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-8180471514376795613</id><published>2009-02-26T12:11:00.007+02:00</published><updated>2011-11-03T18:21:10.995+02:00</updated><title type='text'>Yapılması Gerekenler</title><content type='html'>Hayatıma şöyle bir baktım az önce. Ne kadar plansız yaşadığımı farkettim. Son beş altı yıldır sürekli kesinlikle yapmak istediğim şeyleri keşfediyorum. Ancak farkettim ki bunların çoğu gelip geçici bir heves olmuş benim için.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında öyle olmadılar ama öyleymiş gibi davranmışım çoğuna. Pek çoğunu yapmamışım, ertelemişim. Şimdi düşündüm de, gençlik dediğimiz süreç geçip gidiyor ve benim bu planlarımın tamamı gençlik yıllarımda yapmak istediğim şeyler. Şu an 22 yaşımdayım, gençliğimin bitmesine 20 sene falan kalmış şurda ve ben 15'imden beri yapıcam dediğim şeyleri hala erteliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu yüzden bugün biraz harekete geçtim. Ne yaptığımdan bahsetmeyi düşünmüyorum ama bazı planlarıma dair girişimlerde bulundum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neymiş bu yapmak istediklerim, şöyle bir liste çıkardım merak edenler için;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) Avrupa'yı gezmek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2) Azıcık parayla yola çıkıp yapabildiğim kadar uzun bir tatil yapmak. Yolculuk için otostop, uyumak için çadır falan kullanarak dayanabildiğim yere kadar tatil yapmak ve bir sürü insanla tanışmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3) En az bir çift Vans almak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4) En az bir tiyatro oyununda rol almak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5) İzletebileceğim kısa filmler çekip arkadaşlarıma izletip yorumlarını dinlemek.&lt;/div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/SaZ8gAEgVHI/AAAAAAAAACA/HbBt9RCCoqo/s200/kate+perry.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307066100119262322" /&gt;&lt;div&gt;6) Dekorasyonunu kendimin yapacağı küçücük bir eve taşınmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7) Ata binmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;8) Kaydadeğer bir kamera satın almak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;9) Tesadüfen tanıştığım birisiyle tatile çıkmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10) Ehliyet almak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;11) Kar yağarken çatıda oturup konyak içmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;12) Özel olan birisini kar yağarkan çatıda konyak içmeye çağırmak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;13) Kurt Cobain'in mezarını ziyaret etmek ve mezar taşına "Kurt is not death" yazmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;14) Tamamen şüphe çekicek bir şekilde giyinip (suratı kapatan siyah bir kaşkol, siyah bir bere) gazete kağıdı dolu bir sırt çantasıyla koşarak bir polis merkezine ya da askeriyeye ait bir bölgeye girmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;15) New York sokaklarında "I'm a stranger in New York" diye şarkı söylemek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;16) Bisikletle şehirlerarası yolculuk yapmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;17) Yamaç paraşütü yapmak.&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/SaZ-9hssdaI/AAAAAAAAACY/OCbERAgKunU/s200/SPSBR7~Finish-Your-Beer-Posters.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 132px; height: 200px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307068806385661346" /&gt;&lt;div&gt;18) Sky-diving yapmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;19) Tüm arkadaşlarımın yüzüne tek tek onları sevdiğimi söylemek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;20) Bir şizofreni hastasıyla yüzyüze konuşmalar yapmak ve dünyasını çözmeye çalışmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;21) Sinemalarda gösterilicek ve ses getiricek bir uzun metraj çekmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;22) Marion Cotillard'la yemek yemek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;23) Kate Perry ile bira içmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;24) Shannyn Sossamon ile dans etmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;25) Bir sabah uyandığımda güzel manzaralı bir evin/otelin terasında aşık olduğum kızı, çıplak ayakları ve beyaz geceliği ile gerinerek esnerken görmek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;26)  Avrupanın güzel ötesi olan bir şehrinde ya da kasabasında sırılsıklam sarhoş olup sabaha karşı sokaklarda dolaşmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;27) Likya Yolu turuna çıkmak.&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/SaZ8uzOaBmI/AAAAAAAAACI/BkAHlLOgFYA/s200/Sossamon+Enters+Catacombs.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 167px; height: 200px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307066354369168994" /&gt;&lt;div&gt;28) Eski bir sallanan sandalye almak. Böyle ahşap oymalı falan bişi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;29) Sahnede, seyircilerin önünde bir gitar parçalamak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;30) Dünyada üretilen tüm biraları tatmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;31) Sevişirken uyuyakalmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;32) Verilen hediyeler karşılığında teşekkür etmeyi öğrenmek. (Moron moron alıyorum lan hediyeleri, hiçbişi demiyorum.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;33) Birilerine hediye almam gereken zamanları önceden keşfetmeyi öğrenmek ve tabi buna göre para ve vakit ayırmayı da öğrenmek. (Sanırım 5 yıl falan oldu hediye almayalı. Hmm, arasıra aldığım çiçekleri saymıyorum. Saymalı mıyım acaba? Bunu da öğrenmeliyim.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;34) Bir kitabı okuduktan veya bir filmi izledikten kısa bir süre sonra o kitaba ya da filme dair pek çok şeyi unutmamayı başarmak. (Sonra o kitabın ya da filmin konusu açılınca okuduğum ya da izlediğim halde konuya fransız kalıyorum yahu, çok sıkıldım bundan)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;35) Tanıştığım insanların adını 10 saniye sonra unutmamak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;36) Tanıştığım insanların yüzlerini ertesi gün unutmamak. (Bu iki maddeden ötürü de çok zorluk çekiyorum. Aynı insanla defalarca tanıştığım da oluyor, yolda büyük bir samimiyetle "mustafa nasılsın" diye gelip sarılan yabancılar da.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;37) Surf yapmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;38) Bir yelkenliyle denize açılmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;39) Balık tutmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;40) Safariye çıkıp bir aslan yavrusu kaçırmak ve besleyip, büyütüp, tasma takıp yanımda dolaştırmak. (Böylece hiçbir köpeğin yanından geçerken tedirgin olmama gerek kalmaz)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;41) Bir tattoo sahibi olmak (doğru düzgün bir şey bulması ve karar vermesi çok uzun sürüyor bunun)&lt;/div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/SaZ9XAHMwMI/AAAAAAAAACQ/FoKMmflV-os/s200/marion-cotillard-picture-1.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 154px; height: 200px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307067045023367362" /&gt;&lt;div&gt;42) .....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;42.  maddeyi  şu an unuttuğum isteklerimin şerefine boş bıraktım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cheers! Egezsegedre! Nas Zdrovia! Santé! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-8180471514376795613?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/8180471514376795613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/8180471514376795613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2009/02/yaplmas-gerekenler.html' title='Yapılması Gerekenler'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/SaZ8gAEgVHI/AAAAAAAAACA/HbBt9RCCoqo/s72-c/kate+perry.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3911217651957205228.post-2233625550778767290</id><published>2009-02-18T09:54:00.004+02:00</published><updated>2011-11-03T18:02:58.557+02:00</updated><title type='text'>Ben Yapsaydım</title><content type='html'>Son zamanlarda çok sık duyduğum için başlık yapmak istedim bu cümleyi. Hakkında bişeyler yazayım dedim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanların kendini beğenmişliğini gösteren bir tepki aslında. Hepiniz yapıyorsunuz şimdi bunu, kendinizden arındırarak okumayın. Ben mi? En çok da ben yapıyorumdur herhalde. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arkadaşına tavsiye verirken bile "ben olsaydım" klişesiyle başlamıyor musunuz söze? "Aaa, evet" tabi, diyorum hepiniz yapıyosunuz diye.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama benim takıldığım nokta arkadaşına tavsiye verirken kullandığın bu kalıp değil. Hepimiz enteliz, hepimiz bileniz ya; ben ona takılıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herif gidip bir film izliyor; "ben olsaydım o karakteri öyle canlandırmazdım", "ben yapsaydım o senaryoyu öyle yazmazdım", "yönetmenliği ben yapsaydım o filmi öyle çekmezdim" diye eleştiriyor. Lan bana ne senin nasıl yapacağından, sonuçta sen yapmamışsın işte. Elde olanı eleştirsene. Hayır dönüp "sen nasıl yapardın" diyince de ottan boktan bir iki cümle kurup seni keklemeye çalışıyor. Hani "konuya hakimim" havası estiriyor. La bi git. Olsaydın da yapsaydın biz de izleseydik bakalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her şeyi çok hafife alarak eleştirme tutumu moda şimdi. Herkes kendini bi bok sanarak başlıyor söze ve başladığı gibi de bitiriyor. İnsan bari konuşurken öğrenir bişiler, yok. Bomboş başlayıp bomboş devam ediyor. Papa Roach diye bi gurup vardı eskiden, metal gurubu. Onların bir şarkısı vardı "born with nothing, die with everything" diye. Herkes bu felsefeyle yaşıyor hemen hemen ama "die with everything" aşamasında sıçtıkları için uydurmasyon şeylere sahip oluyorlar. Kültürleri, bilgileri, tarzları... her bokları uydurmasyon. İnternette ya da kliplerde gördüğü üç beş kıyafeti beğendiği için "punk'ım ben" diye ortalıkta sümsük saçlarla ve kıyafetlerle dolaşan ibişler mesela. Punk olmayı kaldırımda oturup bira içerken eski püskü kıyafetler giymekten ibaret sanan bir zihniyet. Nerde o güzelim X Generation, nerde o Beat Kuşağı? Hepsinin anlamını katlettiler, suyunu çıkardılar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir tek bunlar da değil, herif gazete okuyor haberde geçen bir olayı eleştiriyor; "ben o polisten dayak yiyen herifin yerinde olsaydım şöyle yapardım" diye ahkam kesiyor. "O polisler sıkıyosa bana gelsin" gibi bi havalarda falan. Bi halt yapamazsın len işte, polis bu. Kendini her boka hakkı var sanan üniformalı cahil cühela topluluğu (istisnaları da vardır arada).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben de kendime bir liste hazırladım, "ben yapsaydım" diye başladığım. Daha doğrusu bir listeye başladım, listeye koyduğum ögelerle ilgili hayaller kurdum falan. Sonuçta kaydadeğer pek bir şey çıkmadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mesela geçenlerde Power FM'de Bay J'yi dinledim yıllar sonra. Galiba espiri anlayışım falan değişmiş "herif bozmuş ya" diye değerlendirdim. Sonra da hemen "peki ya ben yapsaydım" diye hayal kurdum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben radyo programı yapsaydım, program mizah içerikli olurdu. Ama güncel konuları şaka konusu yapmazdım. Başımdan geçen komik olayları anlatırdım. "Peki ya gerçekten yapsaydım" dedim ve kendi kendime radyo programı yapıyormuş gibi konuşmaya başladım; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Merhabalar, ben hedehödö, zart fmde canlı yayındayım. Benim programımın diğerlerine göre bir ayrıcalığı var, gülme garantisi var. Evet, garantili. Yani gülmezseniz bir ay içerisinde getirip iade edebilirsiniz (kahkaha efekti). Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk, kız tavlama konusunda oldukça şanssız birisi, sanırım doğduğundan beri hiç kız arkadaşı olmadı (aaoovvv! falan gibi bi efekt). Evet, maalesef öyle. Ama geçenlerde birisini bulmuş. Bir cafe'ye gitmiş arkadaşlarıyla, diğer masada bir kız görmüş ve kızın kendisini kestiğini düşünmüş. Kendi dediğine göre telaş yapmış, "ilk defa güzel bir kız beni kesiyodu, elim ayağıma dolaştı" dedi. (aaoo) Evet, evet, biliyorum! Neyse, arkadaşları bizimkini gaza getirmişler. Sonuç olarak ertesi gün de gelmeye karar vermişler, eğer kız da gelir ve arkadaşımı kesmeye deva ederse gidip konuşucakmış. Ertesi gün gitmişler ve kız gene ordaymış. Bizimki kafasında tanışma senaryosu kurmuş, gidip yanına "bakar mısınız, iki gündür karşılaşıyoruz bu bir tesadüf olamaz" diye söze başlayıp yeşilçam repliklerini andıran bir konuşma hazırlamış. (Gülme efekti). Hemen gülmeyin canım, çocuğun ilk deneyimi (tekrar gülme efekti). Kız, arkadaşlarıyla cafeden çıkarken bunlar da kalkmışlar. Hedef kız, arkadaşlarından bir kaç adım geride kalmış ve arkadaşım da bunu bir konuşma sinyali olarak algılamış ve yanına gitmiş. Cümlesine aynen başlamış ve kızdan aldığı cevap "benim erkek arkadaşım var" olmuş. (gülme efekti) Daha bitmedi, arkadaşım da "hayırlı olsun" diyip oradan uzaklaşmış. (gülme efekti). Şimdi Wasp'tan Helldorado isimli parçayı çalıcam, görüşmek üzere."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O an durdum, şöyle bir düşündüm. Bu ne lan? Böyle radyo programı olur mu? Demek ki ben radyo programı yapsaydım bok gibi olurmuş. (kahkaha efekti) (ıyyy)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra hayalime yine komedyenlikten devam ettim ve kendimi Cem Yılmaz'ın yerine koydum. Aslında tam olarak onun yerine koymadım, onun yaptığı işi yapsaydım diye düşündüm. O zaman da ortaya şöyle bir şey çıktı;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Hoşgeldiniz, hoşgeldiniz. Herkes tam mı? Eksik var mı, herkes yanındakini kontrol etsin... Yok mu? Hah, tamam. Şimdi şovumuza başlicaz ama önce yapmam gereken bir kaç uyarı var; gösteri çok komik olduğu için hamilelerin ve kalp hastalarının mesuliyetini kabul etmiyorum (farkındaysanız her yaptığım da çok komik oluyo nedense, "ben yapsaydım öyle olurdu abi ya"). Aslında kimsenin mesuliyetini kabul etmesem ya. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Kalp hastası ya da hamile değilseniz ve gülerken başınıza bir şey gelirse bütün sorumluluk benim.'&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Hmm öyle mi, ne yapıyorsun peki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Cenaze masraflarını ödüyorum. Burdan aşiyana kadar da tabutu taşıyorum... Ama siz de bir el atarsınız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böyle olmaz. O yüzden herkesin mesuliyeti kendine, bana güvenip ölmeyin. Düşünsenize 'lan herif garanti verdi, bulmuşken öleyim de cenaze masrafları çocuklara patlamasın'. Hani beleş mezar bulsan gireceksin diye bir atasözü var ya, onu gerçek anlamda uygulayan biri çıkabilir yani. Yanlış anlamayın, o atasözleri mecaz kullanarak bir ders verir, aman ha. Durduk yerde cinayetten sabıka yemeyelim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçi atalar da birbiriyle pek geçinemiyolar bi de öyle bi durum var. Aynı olay için taban tabana zıt düşünüp ona göre söz söyleyen bir sürü ata olmuş. Kim yaptıysa onları ata? Hayatınızı atasözlerine göre yaşamayın o yüzden, çok riskli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hani 'sikilen götün davası olmaz' diye atasözü de var. Bir gün başınıza gelir, 'aman nasılsa davası olmaz, koy götüne rahvan gitsin' diye yaşamayın sonra. Hem üstüne bir de 'böyle gelmiş böyle gider bu' derseniz... aman! Sonra demeyin 'ulan bi herifin gösterisine gittik çıkışta hepimiz homoseksüel olduk' diye. Ben uyarıyorum."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Devam da ediyodu gösteri aslında, ama bu da olmadı be. Demek ki ben tek kişilik gösteri yapsaydım, o da bok gibi olurmuş. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra dedim "madem bunları yapamıyorum, daha ciddi bir şeyler yapayım." Devlet adamı olmaya karar verdim ve başbakan oldum hayalimde. (Evet direk başbakan oldum, e ya ne olacaktı?)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Davos'a toplantıya gittim sonra. Toplantıyı yöneten adam İsrail Cumhurbaşkanı'na 25 dakka süre verdi konuşması için (tanıdık lan bu senaryo bi yerden). Sonra sıra bana geldi, "Ee, merabalar. Ben Konusan Marul, TC Başbakanıyım. Öhöm... Az önce beyefendi konuştu ama ben pek dinleyemedim, MP3 Player'ımı yeni aldım da (anca başbakan olursam alabiliyorum yalnız, yok ya şimdi, nası oturduysa içime. MP3 Player almak için başbakan oluyorum resmen) ben onu dinliyordum. Red Hot Chili Peppers dinledim. Sanırım konu Hamas ama, yani benim bu konuda söylicek pek bişeyim yok ama yani Hamas bence terör örgütü. Yani ayıp, birisi kalkıp bize 'burası bizim toprağımız' dese ben de kızardım. Ama yani siz de sayın İsrailliler, hemen öldürmek de yani, bilemiyorum. Ayıp yani bi yerde, bak kaç yıldır öldürüyosunuz bitmedi herifler, bence bi de arkadaş olmayı deneyin. Yani, ne zararı olur ki? Ben böyle düşünüyorum yani. Bence öpüşüp barışın, yani bak mesela Yaser Arafat, yani adam yıllarca savaştı sizle sonra öldü gitti. Yani böyle küs küs ayrıldınız, bence hoş değil. (Burda sağımdaki solumdaki adamlarıma dönüp 'arafat öldü demi' diye sorardım kesin, heyecandan). Ee, kaç dakka oldu? Yani İsrail Cumhurbaşkanı kaç şarkılık konuştu ki topu topu, ayıp olmasın, ben sanki daha uzun konuştum gibi geldi..."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ahanda tıkandım. Demekki ben başbakanlık yapsaydım gene sıçarmışım. Devlet adamlığı sökmedi ama bence işadamı olsaydım kesin iyi olurdu yani. Dünyanın en güçlü holdingini falan yönetirdim bence. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Hödö Holding Yönetim Kurulu Başkanı konusan marul, İngiltere'de yapılan dünya ekonomi zirvesinde çok önemli açıklamalar yaptı. Dünyayı kasıp kavuran ekonomik krize ve üçüncü dünya ülkelerine değinen konusan marul'la ilgili haberimizi getiriyoruz ekranlarınıza;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;'Dünyada ekonomik kriz var şu anda bildiğiniz gibi. Biz hödö holding olarak bu krizi en karlı şekilde atlatmanın yolunu bulduk. Biz üçüncü dünya ülkelerinde üretim yapmaya karar verdik. Holdingimize bağlı firmalar, Hindistan'da, Çin'de(çin? üçüncü dünya ülkesi? nası lan?), Afrika, Güney Amerika ve Güney Asya ülkelerinde fabrikalar açıyor. Böylece ordaki insanlara iş imkanı falan tanıyoruz. Yazık kaç yıldır aç yaşıyolar. Ben bi fotoğraf gördüydüm küçükken, afrikada küçük bi çocuk açlıktan &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;bi kemik bi kemik&lt;/span&gt; hale gelmiş. Bilmem kaç kilometre ilerideki BM şeyine ulaşmak için yerde sürünüyomuş, tepesinde de akbaba uçuyodu. Yani artık böyle şeyler olmasın istiyorum ben, o yüzden oralara iş imkanı götürüyoruz. Bi de adamlar çok ucuza çalışıo, sağlık sigortalarını yaptık zaten onu da kendi hastanelerimizde hallediyoruz. Hastanede zarar ediyoruz biraz ama ürettiğimiz şeyleri satıyoruz daha güçlü ülkelere. Mesela Çine (hani üçüncü dünyaydı lan çin, ne çabuk güçlü ülke oldu. ben konuşana kadar neler değişti dünyada), Amerika'ya, Kanada'ya, Rusya'ya falan. Ama Türkiye'ye çok ucuza satıyoruz, yani sonuçta biz de türküz. Bi de benim babam memurdu, öyle her şeyi alamazlardı falan. Ben üzülürdüm çok, öyle babam gibi insanlar da rahat alsın diye Türkiye'ye çok ucuza satıyoruz. Ama Avrupa'da Amerika'da falan tutturabildiğimiz fiyata iteliyoruz. Yani bana ne Amerikanlardan falan. Yani bence siz yeterince uzun süre keyif sürdünüz, biraz da diğerleri güzel yaşasın bence. Siz bence biraz daha zor yaşarsanız çok sorun olmaz yani. Zaten zenginsiniz, hem birsürü güzel şeyiniz var. Koskoca afrikada bi piramitler var ama sizin ülkeler öyle mi? Yani her şehirde acayip bi yapı falan var..."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sus lan sus, battı şirket. Ben işadamlığı yapsaydım, dünyanın en büyük şirketini bile batırarak ekonomik krizi çok daha acaip yerlere sürüklerdim heralde, borsalar falan acaip olurdu. Tam olarak nası oluyo o işler bilmiyorum ama. Bülent Ecevit'in başbakan olduğu dönemde adam hastalanmıştı borsa düşmüştü. Yani bi adam grip oldu diye niye şirketler değer kaybediyo ki. Çok garip bence.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra bar işletmeye karar verdim. Ama tabi öyle sıradan bi bar değil, böyle Balans Jolly Joker gibi, Babylon gibi, Ghetto gibi falan böyle büyük bi yer. Hatta Taksim'in en büyük ve prestijli mekanları arasında olabilir. 33'lük biranın 12-13 milyona satıldığı bi yer yani (öyle yerlere uyuz oluyorum aslında ama işletmecisi olursam da öyle yaparım, çok piçim sanırım). &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düşündüm sonra, mekana gelip giden herkes arkadaşım. Yani hiç yabancı yok böyle. Hep arkadaşlarım geliyo, mekan doluyo ama hani hepsi "tanıdığın mekanı" bilinciyle ve beleş bira isteğiyle geliyo normal olarak. Ben de kıramadım kimseyi kimseden hesap almadım. Ama hayvan herifler bir gece iki geceyle yetinmeyip her gece geldiler. Battı mekan tabi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demek ki neymiş, "ben yapsaydım" diye bol keseden atmamak lazımmış. Hakkaten yapmaya başlayınca sıçıyosun pek çok şeyde. Eline yüzüne bulaşıyo, kolay şeyler değil. Öyle oturduğun yerden ahkam kesmekle olmuyo bu işler. Ben bizzat denedim, yani ben bile yapamadıysam sen hiç kasma bence. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben en iyisi "blog yazıyorum", "ekşi sözlükte yazıyorum", "arkadaşlarla eğleniyorum" falan diye takılmaya devam edeyim. Yani en iyi yaptığım işler bunlar. Para kazanmak için de işte şimdiki gibi organizasyon bi de sinema falan. Öyle takılırım. Hani çok param olmaz ama bi mp3 player falan alırım kendime mesela. Bi tanıdık da bar falan açsa bence çok güzel olur. Birileri de yemek yenilcek bi mekan açsa taksim'de. Oh, mis. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben Cihangir'de bir ev bulurum kendime, orda takılırım mp3 player'ımla. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında Fransa'ya yerleşmek istiyorum ben ama bi tanıdığın orda bar açma ihtimali az yani. Ama biriniz açarsanız haber verin, kesin yerleşirim ben fransaya. Barcelona da olur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada, Budweiser çok güzel bira lan. Ben yapsaydım daha iyisini yapamazdım, kesin.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3911217651957205228-2233625550778767290?l=konusanmarul.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/2233625550778767290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3911217651957205228/posts/default/2233625550778767290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://konusanmarul.blogspot.com/2009/02/ben-yapsaydm.html' title='Ben Yapsaydım'/><author><name>konusan marul</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08122960829220098501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_Xz1bnT030zc/TBHtfA-FJJI/AAAAAAAAADY/46OyhszpMXY/S220/asleep.jpg'/></author></entry></feed>
